Genç Kartalı Nasıl Tavuk Yaptılar ?
Koca kartal yumurtasın kaptılar,
Bir tavuğun altına kuluçkaya attılar.
Onu alıp çok ucuza sattılar.
Yıllar yılı tavuk gibi yaşadı,
Kanat açıp bir kerecik uçmadı.
Tavuk gibi yem dersleri almıştı,
Yem arayıp hayallere dalmıştı.
Ara sıra aklı başına gelmişti,
Bir rivayet ``Atam Kartal`` demişti.
Bu rivayet çevresini güldürdü,
Genç kartalı hiç doğmadan öldürdü.
Uçmak güzel dedi, ona sakın dediler,
Bir denesem dedi, kahkahayla güldüler.
Gel çocuğum diye bir kümese verdiler.
Ah kartalım senin başın yediler.
Bu hikâye kartallara ders olsun,
Uçma dersi alalım da bu katliam son bulsun.
Necip Güven Eskişehir 12 Haziran 2008
Bu şiir kartalların marşlarını ( Mehter Marşı ) dinleyip tavuk gibi yaşamakta ısrar edenlere ithaf olunur.
( Necip GÜVEN )
Oturun Matematikçiler Rahat Oturun !
Oturun matematikçiler, oturun,
Fildişi kulelerde rahat oturun.
Öğrenciler matematikte batıyor,
Sizin de şanınız durmadan artıyor.
Övünecek şeyler ararsan,
Bulursun , merak etme çok.
Dünya çocukları yarışırken meydanda,
Bizim çocuklar neden ortalarda yok.
Mazeret samur kür,
Üstüne alma, hemen at.
Tatil köyleri seni bekler,
Denize gir, sırt üstü yat.
Bu konuda eksiklerin saydın mı ?
Matematiğe bir tuğla da sen koydun mu ?
Aynı hamam , aynı tasla yıkanırken biz ,
Matematikte dünya nerde duydun mu ?
Vazgeçmez , bu kafayla gidersek eğer,
Sırtımıza vururlar daha çok semer.
Ataların kan vermiş , senden istenen biraz ter,
Bu güzel gençler her şeye değer.
Çözüm istersen sevgiyle başla
Zorluklar aşılır inançla, aşkla.
Sen istersen tüm zorluklar yok olur,
Korku biter , bu çocuklar kurtulur.
Necip GÜVEN Eskişehir 02 Ağustos 2008
MATEMATİK YOLLARI DAR, BU KONUDA ŞİKAYETLER VAR !!!
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var…
Matematik dersini
Başa bela yaptınız.
Yeni yöntem bulmayıp
Suçu bize yıktınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var…
Dünya hızla giderken
Siz frene bastınız.
Notu bir silah yapıp
Öğrenciyi astınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var…
Bilimlerin şahını
Kara bela yaptınız.
Çözmek varken sorunu
Çıkmaz yola saptınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var…
Cem Yılmaz’ın ağzına
Bizi sakız ettiniz.
Boş nutuklar çekerek
İşinize gittiniz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var…
O kocaman kartalın
Kanadını yoldunuz.
Şimdi oldun bir tavuk
Diye ona güldünüz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projeler var…
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projemiz var…
Söz : Necip GÜVEN 10 Mayıs 2008 Eskişehir
Beste : Evreşe Yolları Dar ( Anonim )
Anne Bana Masal Anlat !
Anne bana masal anlat,
Olur evlat, olur evlat.
Bir ülke varmış
Orda kartallar yaşarmış.
Çevrenin tek hâkimi
Hastaların hekimiymiş.
Gün olmuş zaman gelmiş,
Kartallar çok yorulmuş
Hasta hasta uçmuş ama
En sonunda vurulmuş.
Çaylaklar saldırmış yurduna
Kartallar düşmüş can derdine
Kanatları kırılmış
Kelepçeler vurulmuş.
Hapsedilmiş yurduna
Düşülmüş can derdine
Bu duruma çıldırmış
Can havliyle saldırmış,
Yurdundaki işgalleri
Son bir gayret kaldırmış.
Yorgunluktan bitap düşmüş
Kanatları hayli şişmiş.
Hayli zaman uçamamış
Mutlu mutlu yaşamamış.
Çevresinden telkin gelmiş
Artık tavuk oldun denmiş
Atasıyla övünmek serbest
Tavuk dersi alsın herkes
Kümeslere hız verilsin
Yaşasın, herkes sevinsin.
Tavuk olmak ne rahat
Çekelim birer gazel
Türkümüz ne de güzel.
‘’Aslı, nesli kartal olan,
Şanlı, büyük tavuklarız biz.
Süslü püslü kümeslerde
Yemlenmeyi çok severiz.
Şu kümes var ya şu kümes
Ne de güzel değil mi?
Haydi kızım çalış
Kendini bu kümese at,
Oh ne rahat , ne rahat.
Ellerde yalancı aynalar
Oğlum bak kendine
Çok çalışmalısın
İyi bir tavuk olmalısın.
Anne yeter nasıl masal ?
Mantık bunu neresinde ?
Adı masal olsa bile
Kartal tavuk olur mu hiç ?
Doğru oğlum değil masal,
İsterim ki sen ders al.
Sürse de böyle oyun
Milletimiz olmaz koyun.
Tarihe bak, böyle yazar,
Kartallar hep oyun bozar.
Bu duruma denir fetret
Sonu gelir biraz sabret.
Beklerim gözüm yolda
Çılgın kartallar nerde ?
Zaman geldi, vakit yakın,
Analar artık duaya çıkın,
Analar artık duaya çıkın.
İnanın zafer çok yakın !
İnanın zafer çok yakın!.
Necip Güven Eskişehir 28 Ekim 2009
Uyuyan Dev Uyanacak !
Sallayın ha , sallayın,
Uyuyan dev uyanacak!
Ver eline topu, popu
İki güzel oyuncak.
Sallayın ha , sallayın
Uyuyan dev uyanacak!
Kötülüğü vitrin yapın
Öz değerler silinsin.
Kavgalara benzin dökün
İnsanları sürünsün.
Sallayın ha , sallayın,
Uyuyan dev uyanacak!
Ver eline topu, popu
İki güzel oyuncak.
Sallayın ha , sallayın
Uyuyan dev uyanacak!
Fikirlere zehir katın
Herkes zokayı yutsun
Toplamasın kendini
Vücudu sıtma tutsun.
Sallayın ha , sallayın,
Uyuyan dev uyanacak!
Ver eline topu, popu
İki güzel oyuncak.
Sallayın ha , sallayın
Uyuyan dev uyanacak!
İçlerine fitne ekin
Hiç el ele vermesin
Senaryoyu yazdığımız
Sakın ha bilinmesin.
Sallayın ha , sallayın,
Uyuyan dev uyanacak!
Ver eline topu, popu
İki güzel oyuncak.
Sallayın ha , sallayın
Uyuyan dev uyanacak!
Necip GÜVEN Eskişehir 14 Kasım 2009
Yanardağlar Üstüne Küçük Filizler Diktim !
Yanardağlar üstüne
Küçük filizler diktim.
Bak deliye dediler
Kahkahayla güldüler.
Tüm sevgimi sera yaptım
Ona canım gibi baktım.
Hani nerde suyum dedi.
Gözyaşlarım pınar yaptım.
Bahar geldi yanardağa
Tutmaz denen filiz tuttu,
Ezberciler şaştı işe
Yurdumuza geldi neşe
Anadolum , güzel yurdum,
Toprağına âşık oldum.
Çözülmeyen sorunların
Cevabını sende buldum.
Yunus dedi sevgi suyum
İçseniz de bitmez suyum.
Öğrenmenin ilacı da
Biraz sevgi biraz oyun.
Mevlana da dile geldi,
Haydi gelin bana dedi.
Güzel bakın, güzel görün
Bak o zaman kalmaz sorun.
Sinan dedi ilme bakın
Olsun size ırak yakın.
Yapın özgün projeler
Zirveler olun yakın.
Hoca dedi sözüm yalın
Fıkralarım ele alın.
Önyargılar neymiş size
Onu alın, yer çalın.
Kartalsınız bunu bilin
Tembelliği yere çalın.
Batı size ilaç olmaz.
Çözüm için bizi alın.
Necip GÜVEN Eskişehir 27 Ekim 2009
Bir Şair İstiyorum !
Bir şair istiyorum,
Gerçekleri yazacak.
Bir şair istiyorum,
Ezberleri bozacak.
Bir şair istiyorum,
Acıları dindirecek.
Bir şair istiyorum,
Volkanları söndürecek.
Bir şair istiyorum,
Derde derman olacak.
Bir şair istiyorum,
Yaraları saracak.
Bir şair istiyorum,
Zorluğu aştıracak.
Bir şair istiyorum,
Gençleri coşturacak.
Bir şair istiyorum,
Korkuları yakacak.
Bir şair istiyorum,
Kümesleri yıkacak.
Bir şair istiyorum,
Kartalları uçuracak.
Bir şair istiyorum,
Çaylakları kaçıracak.
Bir şair istiyorum,
Zamanı durduracak.
Bir şair istiyorum,
Milleti kaldıracak.
Bir şair istiyorum,
Şiiri ok olacak.
Bir şair istiyorum,
Korkular yok olacak.
Bir şair istiyorum,
Yeisi öldürecek.
Bir şair istiyorum,
Milleti güldürecek.
Necip GÜVEN Eskişehir 23 Ekim 2009
Ben Sevdamı Satmadım!
Benim büyük sevdam
Seni hiç aldatmadım.
Sana biçilen fiyatlara
Yan dönüp te bakmadım.
Defalarca düştüm yere
Seni hiç bırakmadım.
Senden başka sevdaya
Yan dönüp te bakmadım.
Senden gelen cefayı
Kimseye anlatmadım.
Kur yapan güzellere
Yan dönüp te bakmadım.
Yüreğimle sardım seni
Bir defa ıslatmadım.
Sensiz olan rüyalara
Yan dönüp te bakmadım.
Senden gelen cefalara
Kapımı kapatmadım.
Sensiz gelen sefalara
Yan dönüp te bakmadım.
Üzüldüm, ağladım, kendime küstüm.
Yarama yazdığım şiiri bastım.
Seni zirvelerin üstüne astım,
Paraları yetmedi seni satmadım.
Yüreğime sığmıyorsun
İcabına bakacağım.
Anneleri sevgisine
Şeker diye katacağım.
Necip GÜVEN Eskişehir 21 Ekim 2009
Annelere Sesleniş !
‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.Öğrenciniz Necip GÜVEN
Necip GÜVEN Eskişehir 19 Ekim 2009
Annelerle Kuracağız !
Gönüldeki kirleri
Mevlana’mız silecek.
Kavgalar sona erip
Kardeşlik yeşerecek.
Yeni sistem içine
Yunus’u alacağız.
Onun sevgi ilacıyla
Tedavi olacağız.
Hocamız eşeğiyle
Aramıza dönecek.
Araçlar korna çalıp
Hoş geldiniz diyecek.
Gençlerin hedefleri
Sinan gibi olacak.
Kuraklık sona erip
Projeler yağacak.
Kirli akan sularımız
Yavaş yavaş durulacak.
Bu ezberci zihniyet
Canevinden vurulacak.
Bu köhnemiş sisteme
Çareler bulacağız.
Muhteşem geleceği
Annelerle kuracağız.
Necip Güven Eskişehir 28 Ekim 2009
Biz Bu İşi Başarırız Arkadaş !
Biz bu yola inanarak çıkarsak,
Bir yanımıza Sinan’ımız alırsak,
İçimizdeki hazineyi bulursak,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Mesnevi’den doğru dersler alırsak,
Karanlıktan çıkıp aydınlığı bulursak,
Filleri de aydınlıkta görürsek,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Yunus’u anlayıp sevgimizi katarsak,
Sevgideki mucizeyle yanarsak,
Aşkımızla Kerem gibi olursak,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Fıkralardaki inceliği anlayıp,
Sorunlara Hoca gibi bakarsak,
Tarık gibi gemileri yakarsak,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Mazeretleri bir bir çöpe atarsak,
Yapamamı Kaf Dağı’na satarsak,
Bu iş için şairlikte yaparsak,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Gözümüzle zirveleri görürsek,
Biz bu işe gönlümüzü verirsek,
Tüm çılgınlar bir araya gelirsek,
Biz bu işi başarırız arkadaş.
Necip GÜVEN Eskişehir 08 Temmuz 2008
Öğren Ama `` Okuma Yazma Öğretimi ``
Okullarda almıştık ne güzel de eğitimi
Öğren amma ‘’Okuma Yazma Öğretimi’’
Sayısalı iyi doldur, çabuk zengin ol oğlum,
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Cahillikle savaş açıp, dağa, taşa okul yaptırdık,
Alfabeyi öğrenip ne de güzel döktürdük,
Doksan yaşında nineme de okumayı söktürdük.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Cahilliği yendik diye bayram yaptık öğündük,
Halk eğitimle kurslar açtık sevindik,
Kütüphane bomboş diye dövündük.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Al eline kumandayı, dizilerde hep gezin,
Gazeteyi aç önünde , bak önünde magazin,
Kartal millet tavuk oldu, ne hazin.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Başkasında kusur bulma, hepsi bizim suçumuz,
Söyleyelim kitap okur kaçımız,
Bu kafayla biter mi hiç Aç’ımız.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Avrupa zamanında kitapları yakardı,
Benim atam kitaplara gözü gibi bakardı,
Dediğini hiç duydun mu hey oğul.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Çocuktur bu söyleneni anlamaz ,
Kitap oku dersin tınlamaz,
Görmek ister, sen almazsan hiç almaz.
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Okumazsak, sorunlar hep köz olur.
Okur isek dere tepe düz olur.
Böyle saçma mantığa inananlar az olur .
Öğren amma sakın okuma, yazma.
Necip GÜVEN Eskişehir 18 Ekim 2009
Vatanını Seviyorsan
Bıktık artık,
Hep şikayet, şikayet.
Vatanını seviyorsan,
Durma hiç, proje üret.
Sen daha çok bekle,
Kurtarıcı gelecek.
Boş verip çalışmazsan,
Millet nasıl gülecek.
Ana kaynak insandır,
Bunu sakın unutma.
Dünya hızla küçüldü,
Üretirsen yaşarsın.
DÜNYA HIZLA KÜÇÜLDÜ
Dünya hızla küçüldü,
Oldu derler global.
Biz de yanlış anladık,
Araba al, dolap al.
HUZUR YOK
Huzur yok, mutlu değil evimiz.
Sakız gibi çiğneriz,
Özde değil,
Sözde kalır sevgimiz.
Necip GÜVEN Eskişehir 15 TEMMUZ 2007
Barajlar Patladı !
Merhaba Dostlar.Bende bir koşuşturmacadır gidiyor.Yapılacak çok iş, hayata geçirilecek çok proje olduğu için gün boyu adeta kendimi kovalıyorum ama kendime bir türlü yetişemiyorum.
Şu anda önümde yapmam gereken çok önemli projeler var.İşe ‘’Ali yat, uyu’’ cular gibi sarılsam 2-3 saatte bitecek ama huyum kurusun uyduruk proje yapmaya bir türlü alışamadım.Bizim gençlerin takip ettiği iki proje vardı.Geçen gün saat 22.00’de telefon edip ‘’Hocam, bu projeyi yarın sabaha istiyoruz.’’ dediler.Saat 23.00 bilgisayarın başına oturup saat 05.00 kadar çalıştım.Bitireyim derken uykudan başım düşmeye başladı. Mecburen telefonu saat 06.00’ya kurup 1 saat uyudum.Sonra da kalkıp projeyi tamamladım.
Sabah gençlere bozuntuya vermeden ‘’Gençler, iki yarım proje mi yoksa bir tane harika proje mi istersiniz?’’ dedim. ‘’Ağabey, bir tane olsun ama adam gibi olsun.’’ dediler.
Ben de ‘’O zaman projenin biri bitti ve çok harika oldu, gönderiyorum.’’ dedim.
İkincisi o günden beri hala bekliyor. Anlaşılan ilham perisi gelecek ve onu da bir oturuşta bitireceğiz galiba.
‘’Hocam, bunu bize neden anlatıyorsunuz ?’’ derseniz. Başladığım ve yarım kalmış yazı dizilerinin ikinci veya üçüncü bölümlerinin ne zaman yayınlanacağını şu anda ben de bilmiyorum.
Mesela şimdi kafam yorulmuştu ben de iş değiştirip şiir yazmaya geçtim. Sıcağı sıcağına,
dumanı tüterken ikram edeyim dedim. Dikkat edin lütfen, eliniz yanmasın !
ARTIK KARTALLAR UÇAR !
Mevsime bak , kış geliyor,
Benim gönlümse bahar.
Merak etme 10. köy,
Artık kartallar uçar.
BARAJLAR PATLADI!
Barajlar patladı,
Akıyor, durmaz sular.
Rüyalar kâbus oldu,
Tutmaz oldu uykular.
Yunus yüklü bulutlar,
Yağmur olup yağacak.
Ezberci zihniyeti
Yuvasında boğacak.
Mevlana’nın gözüyle
Bakan gözler gülecek.
Kış mevsimi bitecek ,
Yine bahar gelecek.
Sinan gibi projeyi
Çılgın gençler yapacak.
Zirvelere yuva yapıp
Semalarda uçacak.
Zaman tünelinden,
Hoca tekrar gelecek.
Gerçek dolu nüktelerle
Önyargıyı silecek.
Kartalların rüzgârıyla
Kaleleri uçacak.
Sahte kurtarıcılar
Deliklere kaçacak.
Türk Milleti büyüktür,
Yine büyük kalacak.
Öldük, bittik diyenler
Yine hava alacak.
Necip GÜVEN Eskişehir 14 Ekim 2009
3 Temmuz 2010 Cumartesi
Anneler Müjde ! Matematik Cevap Bankası Kuruluyor
Sitemizin Sloganı : Anneler Müjde ! Matematik Cevap Bankası Kuruluyor
Blogumuzun Adı :http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com
Blogumuz herkese açık olmakla birlikte temel müşteri kaynağı olarak anneleri seçmiştir.Bu konuda Abraham Lincoln'ün '' Dünyada okuduğum en güzel kitap nedir diye sordular. "Annem" adlı kitaptır dedim.'' sözünü çok beğeniyorum.
10 yıldır yaz, kış,cumartesi,pazar demeden çalışmama , çok önemli projelere imza atmama rağmen şimdilik istediğim sonuca ulaşamamın ik ana nedeni olduğunu gördüm.
Birincisi projelerimi anneler odaklı yapmam gerekirken resmi kurumlara kabul ettirmeye çalışarak boşuna zaman,para ve enerji kaybettim.
İkincisi de kişisel gelişimde batılı yazarların kitaplarına abartılı şekilde kapılarak ''Mimar Sinan,Mevlana, Yunus ve Nasrettin Hoca''nın hayat felsefelerine uzak kalmamdır.
Yaşadığım acı tecrübeler bunu tüm çıplaklığı ile ortaya koydu.Aslında çözüm ne kadar yakınımda imiş te kör olan benmişim.Evet, evet, çözüm anneler ve ana ayaklarını
''''Mimar Sinan,Mevlana, Yunus ve Nasrettin Hoca''nın hayat felsefesinin oluşturduğu kendi kültür zenginliğimizmiş.
Sohbet ettiğimiz bazı dostlarıma yeri geldiğinde şu itirafta bulunuyorum.''Arkadaşlar , ben Nasrettin Hoca'mızı keşfettim ama malesef 50 yaşında.Şu anda yaşım 55.
Yani bundan 5 yıl önce.Şimdi artık eğer anneler yeterli desteği verirse işimin artık eskisine göre çok kolay olduğunu biliyorum.Ben çok güzel ve şifalı suyu olan bir pınarım.
Benim pınarımın suyunun ana kaynağı benden yardım sisteyen annelerin ve çocukların her türlü paylaşımlarıdır.
Bundan sonra yeni çalışmalar yapmam , bu çalışmaları sürdürmem tamamen annelere bağlı.Lütfen bu sözlerimi yanlış anlamayın, nazlanıyor falan değilim.Çünkü annelerin desteği olmadıktan sonra istesem de sürdürmem mümkün olmaz.Ben de mecburen daha önceki ''Matematikle Barışıyorum'' ve '' Etkili ve Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi ve Dört İşlem'' kitaplarına takılı kalır, yeni proje ve kitaplar üretemem.
Anneler ''Matematiği Sevdiren Adam'' adlı güzel ve şifalı suyu olan bir pınarın kurumaması için bu pınarı besleyin.Yani ''Matematik Soru Bankamıza'' yarım yapınız.
Bu gün 4 Temmuz pazar saat sabah 07.00.'ve ben çok sevinçliyim.Çünkü Antalya'dan Eczacı anne Hilal Özyurt ''Sevgili Necip GÜVEN ben Antalya'dan Hilal Özyurt.Oğlum Tarık bu sene 4.sınıfa geçti.Öğretmeni bu tür soruları ezbere anlattığı için anlayamadı.Tarık ya bunları oyunla ya da eğlenceli şekilde sizin yardımınızla bilginizle onun anlayabileceği şekilde anlatmak istiyorum. Ben nasıl yardımcı olabirim .Sizin desteğinizi bekliyorum.şimdiden teşekkür ediyorum
(Not:Soruların cevaplarını benim ve oğlumun anlayabileceği şekilde cevaplar mısınız? Çok sağolun.) notu ve altında da 9 soruluk bir liste gönderdi.Anlayacağınız müjdesini
'' Sitemizin Sloganı : Anneler Müjde ! Matematik Cevap Bankası Kuruluyor.Blogumuzun Adı :http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com'' başlığı ile verdiğimiz ''Matematik Cevap Bankasına '' ilk yatırımı ''Antalya'dan Tarık oğlumuzun annesi Eczacı Hilal ÖZYURT Hanım yapmış bulunuyor.
Hilal Hanım , ilerleyen günlerde ve yıllarda ''Matematik Cevap Bankamıza'' yatırım yapmakla ne kadar isabetli bir yatırım yaptığını yaşayarak görecektir.Yani bu ticaretten hem hiala Hanım hem de ben çok karlı çıkacağım.Kısaca bu ticaretten ikimiz de çok karlı çıkacağız.İlerleyen günlerde çalışmalarımdan boş kaldıkça Hilal Hanım'ın gönderdiği 9 sorunun oyunlaştırılarak nasıl anlatılacağını gösteren senaryolu problem çözümlerini hem Hilal Hanım'a göndereceğim hem de ilerleyen günlerde açacak olduğum ''http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com'' adlı Bloğumda diğer annelerle paylaşacağım.
Eğitimci-Yazar Güven'den "Matematiğin Temelleri Ana Sınıfında Atılmalı" Tezi
Eğitimci-yazar Necip Güven, matematik öğretiminin temellerinin ana sınıfında atılmaya başlanması gerektiğini savundu.
Güven yaptığı açıklamada, öğrenmenin doğumla başlayıp, ölene kadar devam eden bir süreç olduğunu belirterek, "Yapılan araştırmalar, insanların hayatını yönlendiren bir çok alışkanlığın temelinin 0-5 yaş arasında atıldığını ortaya koydu. Üretici firmalar için müşteri denince hiç bir yaş sınırı yoktur. Reklamlarını yaparken, ürünlerinin hedef kitlesini tanımladıktan sonra reklamlarını bu profile göre dizayn etmektedirler. Örgün eğitim sistemlerinde ise, eğitim ve öğretimde plan ve programlar genellikle
ilköğretim birinci sınıfa göre şekillendirilmektedir. Bu ise, öğretimde ileriki yıllarda telafisi zor sıkıntılara yol açmaktadır. Özellikle matematik öğretiminde kreş ve ana sınıfında çocuklara uygun programlar geliştirilmediği için öğretilecek bilgiler biriktirilmekte ve okula başlar başlamaz çocuklara bu bilgiler birden alışılageldik yöntemlerle yoğun şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu, hem çocukları dersten uzaklaştırmakta, hem de anne ve babaları psikolojik olarak sıkıntıya sokmaktadır"dedi.
"Matematik öğretiminin temelleri, en geç ana sınıfında atılmaya başlanmalıdır" diyen Necip Güven, şunları söyledi:
"Bu temellerin, klasik öğretim sistemlerine göre atılmasının mümkün olmayacağı eleştirisi getirilebilir. Böyle bir eleştiri, mevcut sisteme göre doğru bir eleştiridir. Ancak, çocukların bulundukları yaşlar dikkate alınarak müzik ve Oyun temelli öğretim yöntemleri uygulandığında, bu yaştaki çocukların öğrenemeyeceği düşünülen bir çok bilgiyi tecrübelerime dayanarak daha verimli şekilde verilebileceğine inanıyorum. Bana bu fırsat verildiğinde, bu tezimin doğruluğunu her platformda ispat etmeye hazırım.
Tezimi bu kadar kendime güvenle savunmamın ana sebebi kişisel değil, bir sistem savunmasıdır. Günlük hayatta yaptığımız işleri kolaylaştırıp zorlaştıran da aslında yalnız becerilerimizin eksikliği değil, çoğunlukla kullandığımız sistemlerin güçlü ya da zayıf oluşudur. Çocukların korkularının pekişmediği bu ilk yıllarda yapacağımız çocuk psikolojisine uygun öğretim sistemleri ile korkuların oluşması önlenip, matematiği sevdirmek mümkün olabilir. Bu teze karşı bunun bu zamana kadar yapılamadığı ileri
sürülebilir. Fakat bu, bundan sonra da yapılamayacağını göstermez. Günümüzden 40-50 yıl önceki mevcut sistemlerle yapılması imkansız ya da çok zor olan işler, yeni teknolojilerle daha kısa zamanda, daha az maddi imkanlarla ve daha kolay yapılmaktadır."
01.Kasım 2007
ÇOCUĞUMA MATEMATİĞİ OYUNLA ÖĞRETİYORUM
Türk toplumunda yıllardır matematik öğrenme ve öğretme bir sorun olagelmiştir. Bu eğitim sistemi içinde 45 yılını öğrenci ve öğretmen olarak geçirmiş bir sınıf öğretmeniyim. 45 yıl içinde yaşadıklarım bana matematik alanında yaşadığımız sorunların ana nedeninin zeka yetersizliği olmadığını göstermiştir.
2000 i yılların başında öğrencilik ve öğretmenlik tecrübelerim ve uzun araştırmalarım sonucunda bir eğitimci olarak çözüm için bir şeyler yapmam gerektiğini düşünerek matematik başarısızlığının anne-baba, öğrenci, öğretmen ve sistem yönünden yaşanan sorunları ortaya koyan "Matematikle Barışıyorum" kitabını yazarak kendi imkânlarımla bastırdım. 2004 yılından bu yana internette bana ulaşan anne-baba, öğrenci ve öğretmenlerin matematik öğretimine başlarken en çok çarpma öğretiminde ve buna bağlı olarak dört işlemde zorlandıklarına şahit oldum.Bu konuda yaptığım çalışmaları da 2009 yılı başında "Pratik Yöntemlerle Çarpma İşlemi Ve Dört İşlem" adında bir kitapçık haline getirerek paylaşıma sundum.
Bu konuda tüm matematik yaşantımızın temelinin ilkokul matematiği olduğu gerçeğinden yola çıkarak ilkokul matematik konularının ve problem çözümlerinin ezberden uzak , günlük hayatımızla bağlantı kurularak, konuların anlatımı ve problemlerin anlaşılması ve çözümünde yatan mantığın açıklandığı , anne- babaların ve çocukların ailede yaşadığı "Matematik İşkencesini" "Matematik Eğlencesine" dönüştürecek bir kılavuz kitap yazmayı düşünüyorum. Adını "Çocuğuma Matematiği Oyunla Öğretiyorum" olarak düşündüğüm bu kitapta istiyorum ki anne-babalar aradıklarını bulabilsinler, evlerde yaşadıkları matematik öğretimi ve öğrenimi sorunlarını aşabilsinler.Konu anlatımı ve problem çözümlerinde anlaşılmayan sorunları aşabilelim.
Bu çalışmanın anne-babaların sorunlarına çözüm olabilmesi için anne-babaların ilkokul matematik öğretiminde en çok hangi konu anlatımı ve problem çözümlerinde sıkıntı yaşadıklarını öğrenmek istiyorum.Daha sonra da bu konularda ürettiğim çözümlerin anne-babalar tarafından incelenerek ne kadar faydalı olduğunu test etmek istiyorum. Kısaca oluşturacağım kitapların anne-babaların dertlerine ilaç olması için desteğinize ihtiyaç duyuyorum.Ülkemizde yaşanan matematik sorunlarının toplumsal bir sorun olduğu için çözümünün de toplumun her katmanının katkılarıyla oluşacağını düşünüyorum.Sizlerin görüşleri ve destekleri olmadan yazılacak bir kitabın bir çok eksiği olacağını düşünüyorum. Bu sorun hepimizin sorunudur ancak elele verirsek çözebiliriz.Bilhassa halen ilkokullarda çocukları olan anne-babaların ve halen görevde olup bu sorunları yaşayan öğretmenlerin katkılarını bekliyor ve önemsiyorum. Eğitimci-
Yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
-KOLAY MATEMATİĞİN FORMÜLÜ: GÜVEN: “KRİZDEN EĞİTİMLE ÇIKILIR”
Matematik öğretimi ve kolay çarpım tablosunu öğrenme üzerine çalışmaları olan ve “Matematiği Sevdiren Adam” olarak tanınan eğitimci-yazar Necip Güven memleketi Bozüyük’e gelerek açıklamalarda bulundu.
Öncelikle yazdığı kitaplar hakkında bilgi veren Güven “ilk kitabıma “matematikte yaşanan sorun yalnız bir öğrenci sorunu değil toplumsal sorundur ve çözümü de vardır. O halde çözümü de toplumsal olmalıdır” diyerek başladım. 2004 yılından bu yana “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabıma yapılan değerlendirmeler bu tespitimin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koydu. Toplumumuzun her kesiminden aldığım geri bildirimler Türk insanının aslında çok zeki olduğu ve matematikle barışmasının mümkün olduğunu ortaya koydu” dedi.
Bu değerli ve toplumun çeşitli kesimlerinden övgü ile bahsedilen çalışmanın ardından 2. aşamaya gelen Güven ilk kitapta yaptığı matematik konusundaki teşhisini geliştirerek tedavi ve operasyon aşamasına geldiğini, 2. kitabında matematikten soğutan ezber yöntemini çöpe attığını çarpım tablosunu ve bölmeyi yeni ve basit yöntemlerle öğrenmenin yollarını sunduğu “Etkili Ve Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi Ve Dört İşlem” adlı kitabını anlattı.
“İstediğimiz kadar çabalayalım, istediğimiz kadar kaynak harcayalım, Annelerin desteğini almayan hiçbir projenin en ufak bir başarı şansı yoktur” diyen Necip Güven tamamen anneleri merkez alan ve ilkokul mezunu annelerin dahi kolaylıkla faydalanabileceği , ana sınıfından 5.sınıfa kadar annelerin en zorlandığı konularda onlara kılavuz olacak “Çocuğuma Matematiği Oyunla Öğretiyorum” adlı 3. kitabımın startını vermiş bulunuyorum. Bu çalışmalarda annelerin tam desteğini sağladığımızda tüm dünyaya Türk çocuklarını ve gençlerinin neler başarmaya muktedir olduğunu göstereceğiz” dedi. 3. kitabıyla anne ve çocuk arasındaki matematik işkencesini matematik eğlencesine dönüştüreceğini iddia eden Güven “3. kitabımda matematiğin nasıl öğretilebileceğini anlatacağım ve ana sınıfından 5. sınıfa kadar olan matematik öğreniminde matematiği şarkı oyun ve eğlenceli uygulamalarla birlikte öğreteceğim” dedi.
“Biz çocukluğumuzda ve gençliğimizde Alman ve Japon mucizesini çok dinledik. Biz Türkler olarak onlardan daha iyisini, Türk mucizesini başaracak kapasitedeyiz. Çünki biz Mimar Sinan’ların, Yunus Emre, Mevlana ve Nasreddin Hoca’ların nesliyiz. Kartallar uçar, tavuklar kaçar” dedi. Ayrıca ülkemizde yaşanan krizlerin anahtarını eğitimde gören Güven “ krizden çıkmak için Türk Milletine mucize lazım. Bu mucizeyi de ancak eğitimciler başarabilir. Nasıl Fatih’lerin arkasında Akşemseddin’ler varsa yazılan her başarı destanının arkasında da mutlaka bir eğitimci vardır” diyen Güven içindeki matematiği sevdirme ve öğretme aşkının verdiği ilhamla yazdığı şiirlerinden de örnekler sundu.
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Matematik Öğretiminde ''Anadolu Açılımı''
Kütahya'ya gelen Eğitimci_yazar, emekli sınıf öğretmeni Necip GÜVEN, ünlü Türk büyükleri Mimar Sinan, Yunus Emre, Mevlana ve Nasrettin Hoca'yı model alarak oluşturduğu ''Anadolu Açılımı'' projesiyle çocukların ve gençlerin matematiği kolay öğrenmesini hedefliyor.
Emekli sınıf öğretmeni Necip Güven (54), 1999 yılında yapılan uluslararası matematik seviye belirleme sınavlarına Türkiye de dahil olmak üzere 38 ülkeden öğrencilerin katıldığını anımsattı. Bu sınavda matematikteki genel başarı sıralamasında 31'inci olan Türkiye'nin; Singapur, Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinin çok gerisinde kaldığını belirten Güven, OECD'nin 2000'den bu yana 3 yılda bir OECD ülkeleri ve diğer katılımcı ülkelerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı
(PISA) uygulamaları yürüttüğünü anlattı. Güven, 2006'da Türkiye'nin katılımcı 57 ülke arasında fende 44'üncü, matematikte 37'inci, okumada 43'üncü olarak OECD ülkeleri arasında sondan ikinci sırada yer aldığını söyledi.
Türkiye'nin matematik başarısının OECD ülkeleri ortalamasının altında olduğuna dikkati çeken Güven, ''Ülkemizde eğitimdeki başarı düzeyini belirleyen en kapsamlı sınavlardan biri ÖSS'dir. 2007'deki ÖSS verilerine bakıldığında matematik alanında sıfır puan alanların sayısının önceki yıla göre 27 binlerden 47 binlere çıktığı görülmektedir'' dedi.
Güven, Türkiye'deki matematik başarısızlığının mazeretlerle açıklanamayacağını ifade ederek, ''Mazeretlere sığınıp mevcut durumu kabul ederek sineye çekmek yerine tüm mazeretleri ortadan kaldırmak için çözümlere odaklanmak gerektiğini'' bildirdi.
Necip Güven, daha önceki yıllarda öğrencilere matematiği sevdirmek için şiir ve deneme kitapları yazıp şarkı bestelediğini hatırlattı.
''Kolay matematik öğretimi'' konusunda son 10 yıldır yürüttüğü çalışmaları ''Anadolu Açılımı'' adıyla insanlara sunma aşamasına geldiğini anlatan Güven, bu projesinde anneleri önemli bir faktör olarak belirlediğini söyledi. Güven, eğitimcilerle öğrenciler arasında annelerin köprü görevi yapacağına işaret ederek, ''Anneler ilk öğretmenlerimizdir ve sorunlarda en çok acı çeken kitledir. Matematik dahil tüm eğitim ve öğretim sorunlarının çözümünde annelerin içinde yer almadığı çözümlerin başarıya ulaşma şansı yoktur. Bu sorunların bürokratik sistem içinde de çözülme şansı yoktur. Matematik sorunu ancak çözüme odaklanmış, toplumun her kesiminden gönüllü bireylerin yer aldığı takım çalışmaları sonucu çözülebilir. Tüm tarafların çözüm içinde etkin rol almadığı çalışmalarsa çocuklarımız, anneler ve eğitimciler arasında gidip gelen bir pinpon topuna döner" diye konuştu.
Güven, ''Anadolu Açılımı'' projesinde Mimar Sinan, Mevlana, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca'nın yaşam felsefelerini baz alarak, onların başarıya ulaşmadaki inanç, kararlılık ve azimlerine dikkati çekmeye çalıştığını bildirdi.
Mimar Sinan'ın sürekli kendisini geliştirerek ustalık dönemi eserlerini 70 yaşından sonra ortaya koyduğunu belirten Güven, Türkiye'de insanların 50-60 yaşlarında emekli edilerek en verimli dönemlerinde sistem dışında kaldığını savundu. Edirne'deki Selimiye Camii'nin, Mimar Sinan'ın yaşamındaki zirvesi olduğunu dile getiren Güven, başarılı olmak isteyen her insanın kendisine böyle hedefler koyması gerektiğini bildirdi.
Yunus Emre'nin, ''Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz'' sözünü hatırlatan Güven, matematik eğitimcilerinin öğrencilerin işini kolay kılması halinde başarı merdivenlerinin tırmanılacağını anlattı.
Nasrettin Hoca'nın nüktedanlığı ve hazır cevaplılığıyla Türk insanının zekasını yansıttığını söyleyen Güven, ''Nasrettin Hoca, herkese, 'Haklısın' diyor. İnsanların inançları neyse yanlış da olsa ona inanmaya devam ederler. Matematiğe zor diyen bir öğrenciye bu iş zor gelir, motivasyonunu olumsuz etkiler. Biz matematiği kolay diye algılatırsak iş çözülür.
Mevlana'nın öğütleri, matematiğe güzel yanlarından bakmamızı sağlayabilir. Nasıl bakarsan öyle algılarsın. Matematiğe bakış açımızı Mevlana'nın
öğütlerine göre kurarsak başarı şansımız artar. İşte dört ünlü Türk büyüğümüzün yaşamından yola çıkarak oluşturduğumuz proje, çocuklara matematiği sevdirecek'' şeklinde konuştu.
12 Eylül 2009 Kütahya İHA
Matematiği Sevdiren Adam, Necip Güven Kimdir?
Necip GÜVEN,1955 yılında Bilecik ili Bozüyük ilçesi Yeşil çukurca köyünde doğdu. Babasının işi nedeniyle Kütahya’ya taşındılar. İlkokulda sık sık öğretmen değişikliği ve güvensizlik nedeniyle bir çok yeteneğinin farkına varamadı. Dördüncü sınıfın ikinci dönemi ve beşinci sınıfta ufak bir kıpırdanma görüldü.
Çok fırtınalı bir orta ve lise öğretimi sonunda liseden mezun olan yazarımız 1979 yılında üniversite sınavlarında eğitim enstitüsü sınıf öğretmenliği bölümünü kazandı.1981 yılında Burdur Eğitim Enstitüsü’nde sınıf öğretmeni olarak mezun oldu.
Sırasıyla Mardin, Gaziantep,Sivas,Bursa-İnegöl’de öğretmenlik yaptıktan sonra Eskişehir’e atandı.2007 Temmuz ayında resmi görevinden emekli oldu,ancak eğitimcilik son bulmayan bir meslek olduğu için halen aktif olarak eğitim hayatına devam ediyor.
1999 yılı Mart ayında bir radyo programında yazar Oğuz SAYGIN’ı tanıması hayatında bir dönüm noktası oldu. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen eski defterleri dürerek hayatında beyaz bir sayfa açtı.’’Negatif Limanlardan,Pozitif Sulara’’yol almaya başladı.Daha sonra yazar Alişan Kapaklıkaya ile tanışarak ‘’Pozitif Düşünce’’ kervanına katıldı.
2004 yılında “Matematikle Barışıyorum” adlı ilk kitabını çıkardı.Hem kitabı hazırlama sürecinde hem de kitabın yayınlanışının ardından matematik korkusu ve ve matematik eğitimi konusunda düşünceleri, deneyimleri ve endişeleri içeren bir çok okuyucu mektubu aldı.Matematik korkusunun ne kadar yaygın ve büyük bir problem olduğunu gözler önüne seren bu mektupların bir bölümüne “Matematikle Barışıyorum” kitabında yer veren Necip Güven,şimdi bu mektupları kişisel internet sitesinde derliyor.
2009 yılında "Pratik ve Etkili Yöntemlerle Çarpma Öğretimi ve Dört İşlem" isimli ikinci kitabını yayınladı. Halen Eskişehir'de çalışmalarını devam ettiren Necip Güven, şu sıralarda www.matematigisevdirenadam.com sitesinde yeni yazılarını yayınlamaya devam ediyor.
Necip Güven'le yapılan uzun bir ropörtaj..
Direk konuya girelim. Hocam matematik sizce zor bir ders mi?
Bana göre ''Matematik Dersi Zordur.'' ifadesi gibi ''Matematik Dersi Kolaydır. '' demekte yanlıştır.Bu ifadeler resmin bütününü algılamamıza engel oluyor.Bu ifadeler şuna benziyor. 10 katlı bir apartmanın önüne gelip ''Bu apartmanın10 katına çıkmak kolaydır veya zordur.'' demek gibidir. Ama şöyle dersek iş değişir.''Bu apartmanın 10. katına merdivenle çıkmak zordur ama aynı yere asansörle çıkmak çok kolaydır.'' Yani kurduğumuz cümlelerde resmin bütününü ortaya koyup ona göre cümle kurmalıyız.
Cümleyi ''Matematik dersini yıllardır dedem zamanından kalma bayatlamış, modası geçmiş ezberci yollarla öğretmek ve öğrenmek çok zordur.'' şeklinde kurarsanız bu cümlenin altına ''Çok doğru'' diyerek 100 tane imza atabilirim.''Matematik dersi kolay bir derstir.'' ifadesini de ''Matematik dersi işini çok iyi bilen ve seven öğretmenler tarafından ezberciliğin dışına çıkarak ilginç yöntem ve yollarla öğretilirse kolay bir ders haline gelir.'' derseniz bu cümlenin de altına ''Çok doğru '' diye 100 tane imza atabilirim.
Mesela ben bir sınıf öğretmeniyim bu yüzden daha çok ilk okul matematiği üzerinden örnek vermem doğru olur.Bana '' Hocam, matematik dersi bana çok zor geliyor.'' diyen anne-babalara ''Haklısınız, sizin yöntemlerinize göre hakikaten zor ama benim kullandığım yöntemlere göre ise hem zevkli hem de kolay diyorum.Ders aynı ders fark nerede sorusuna ''Karşınızdaki matematik dağına siz bir dağcı gibi tırmanmaya çalışırken ben aynı dağa uzun yıllara dayanan tecrübe ve deneyimlerimle yaptığım ''Matematik teleferikleriyle'' hiç zorlanmadan '' ulaşıyorum diyorum.
Sizlere soruyorum,''Uludağ’a kayak yapmak için giderken tırmanmayı mı yoksa teleferikle ulaşma seçeneğini mi tercih edersiniz ?
Yani doğru çalışma tekniklerini kullananlar için kolay bir ders..
Şimdi ''Matematik Dersi '' ile ilgili şu gerçekleri de ifade edelim.
Dersi ve öğretmenini seven için ''Matematik Dersi'' kolay iken sevmeyen için zordur.
Temeli sağlam bir öğrenciye matematik dersi kolayken temeli iyi olmayan öğrenci için zor bir derstir.
Formüllerin mantığını kavramış bir öğrenci için kolay bir ders olan matematik formüllerin mantığını bilmeyen ''Formül Ezbercileri '' için çok zor bir derstir.
Sistemli çalışan bir öğrenci için kolay olan matematik dersi, sınavdan sınava ders çalışan bir öğrenci için hakikaten zor bir derstir.
Olumsuz ön yargıları olan bir öğrenci için zor olan matematik olumlu düşünen kimseler için o kadar zor değildir.
Hocam,peki www.matematigisevdirenadam.com sitesi neden açıldı?
Sitemizin en önemli amacı insanlara yalnız matematik öğretmek değil, insanları matematiği öğrenmeye hazır hale getirmektir.
Bu söylediklerimiz bizim matematik konusundaki projelerimizin olmadığı şeklinde yorumlanmamalı: çünkü öğrenmeye hazır olmayan bir insan kapağı kapalı bir şişeye benzer; onu doldurmak için dökeceğimiz sular hep yerlere dökülecektir.
Ayrıca diğer amacımız yalnız öğreten bir organizasyon değil, hem öğreten öğrenirken de öğrenen bir organizasyon olmaktır.
Biz yalnız alan değil; aldıklarını inceleyen, işleyen,yorumlayan, geliştiren, üreten, ürettiklerini paylaşan, paylaştıkları ile karşısındakileri de üretmeye teşvik eden bireyler haline gelmek istiyoruz.
Biz her şeyi bildiğimiz iddia etmiyoruz. Ancak bilgilerimizi paylaşırsak birlikte gelişeceğimizi düşünüyoruz. İki elmamızdan birini size verirsek bizim bir, sizin de bir elmanız olur. Sizin ve bizim birer bilgimiz olur ve paylaşırsak sizinde bizimde ikişer bilgimiz olur. Maddi şeyler paylaşıldıkça azalırken, bilgi aksine paylaşıldıkça artar.
Bizim sitemizin müdavimleri öyle üretken olmalı ki bir süre sonra bizim ürettiklerimizden daha güzel, daha ileri çalışmalara imza atsınlar.
Sizin bir de hem sözlerini yazdığınız hem bestesini yaptığınız "Matematik Şarkılarınız" var. Matematik ve müzik ne alaka?
Açıklayayım.Arkadaşlar yapılan bilimsel araştırmalarda müziğin öğretimde mucizevi sonuçları ortaya çıktı.Şu benim ''Matematik ve motivasyon'' şarkıları çalışmama destek verin dememe rağmen kulak asılmadı.Bakalım müzik hayata hangialanlarda çok kullanılıyor.
1-Sporda : Kocaman, kocaman adamlar takımlarının marşlarıyla coşuyor, şovlar yapıyorlar.
2-Dini duyguları telkinde ( özgün müzik, ilahi ) müzik sıkça kullanılıyor.
3-Eğlencede : Çocuklara eğitim ve öğretim amaçlı müzik yapmamız için yardım etmeyen kocaman ve kodaman adamlarımız ''Manda yuva yapmış söğüt dalına'' türküsünü duyunca yerinde duramayıp piste fırlıyor.
4-Tıpta : Ruhsal sorunlarda ve otistik çocukların tedavisinde.
5-Reklamlarda ürünleri tüketiciye pazarlamak için.Amaçlarına fazlasıyla ulaşıyorlar da...
6-Seçimlerde partiler seçmeni tavlamak ve avlamak için müziği araç olarak sonuna kadar kullanıyorlar.
Bu kadar alanda kullanılan müzik matematikle dargın mı acaba? Siz hiç matematikten bahseden bir şarkı duydunuz mu? Bir dakika özür dilerim.Var, tamam var! ''Kendimden kendimi çıkardım.Sıfır kalmaz.Matematik yalan söylüyor hocam.'' Tuh ! Bir tane var , o da matematiği kötülüyor.
Ben ve benim gibi deli olan asistanımla birlikte bir çok matematik ve motivasyon şarkısından (sınrlı imkanlarımız yüzünden) ancak üç tanesini müzikal (Silkiniş Türküsü, Süper Çocuklar ve Sayı Treni şarkıları) hale getirebildik.
Hocam, bu kadar uğraş neden? Nereye koşuyorsunuz?
Hayatın her bölümünde farkında olalım veya olmayalım bazı dersler çıkarırız.Çıkardığımız bu derslerden en önemlileri farkında olarak çıkardığımız derslerdir.Bu açıdan ele alırsak hayatımda en önemli kararları almaya ve gereken adımları atmaya başlamam 1999 Yılında Hocam Oğuz SAYGIN'la tanışmamdan sonradır.Eğer o gün o adımları atmamış olsaydım bu gün ne ''Matematikle Barışıyorum'' kitabı, ne Web sitesi ne de matematik projelerim olurdu.
Hiç bir zaman kısa zamanda para kazanıp zengin olma gibi bir düşünceye kapılmadım.
O şekilde düşünenleri de kendimce ''KABAKÇI '' düşünce olarak gördüm.Kabağı ekersiniz 3ay sonra toplar ve satarsınız.Ertesi yıl tekrar eker tekrar satarssınız.Bu böylece sürüp gider.Fakat ceviz fidanı dikerseniz bu fidan 5-6 hizmetten sonra ancak yavaş yavaş meyve vermeye başlar.Kısaca meyvelerini toplamak için biraz sabır ve bakım gerektirir.
Bir kitapta okuduğum sözü adeta beynime kazmıştım. O sözde ana fikir olarak şöyle diyordu.''Çalıştığınız bir işte kazandığınızdan fazla üretmeye devam ederseniz bir gün ürettiğiniz kadar kazanmaya başlarsınız.'' diyordu.Bu yüzden, hiçbir zaman halk diliyle ''Bu kadar ekmeğe ancak bu kadar köfte olur.'' demedim.
Hedefiniz mevcut eğitim pastasından pay kapmak mıdır?
Hayır .Çünkü şu anda mevcut milli geliri çok yetersiz buluyorum.Hedefim, mevcut pastadan pay kapmak değil pastayı Türk milletine yaraşır şekilde büyütmeye katkıda bulunmaktır.Hiç bir zaman para, para, para demedim.Parolam, her zaman para+dua olmuştur. Eğer benden hizmet satın alan kişinin bana verdiği parada gözü varsa ben o parayı hak etmemişim olurum diye düşünüyorum.Bu yüzden benden kitap alıpta verdiğim paranın karşılığını alamadım diyenler kitabı iade edip paralarını geri istemelidirler.
Hedefleriniz nelerdir?
Bu soruya cevabım, Türk çocukları ve gençleriyle birlikte dünya çapında projeler imza atmaktır.Dünya çapında olamayan hedef ve projeleri hiç dikkate almıyorum.
Bu hedeflere ulaşacağınıza inanıyor musunuz?
Evet, tüm benliğimle inanıyorum.
Bu hedeflere ulaşmak çok zor hatta imkansız değil mi?
Hayır.. Çünkü ben şöyle düşünüyorum. '' Tepeleri hedefleyenler için dağlar aşılması imkansız olabilir fakat ufukları hedefleyenler için tepeler ve dağlar aşılması gereken sıradan birer engeldir. Unutmayalım ki, inanılmaz işleri ancak inananlar başarır.
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
İNTERNETTE Necip Güven ve Çalışmaları
Ana Web Sitemiz: www.matematigisevdirenadam.com
Eski Sitemiz: matematigisevdirenadam.wordpress.com
Facebokk: Matematiği Sevdiren Adam
Şu Anda Açık Olan Bloglarımız ( Daha sonra açılanlardan haberdar edeceğim.Necip GÜVEN)
1.necipguven.blogspot.com (Necip Güven'den Makaleler ve Paylaşımlar)
2.tekerlemelicarpimtablosu.blogspot.com
3.carpimtablosuoyunlari.blogspot.com
4.carpimtablosuezberinehayir.blogspot.com
5.kolaycarpimtablosu.blogspot.com
6.zevklicarpimtablosuogrenme.blogspot.com
7.carpimtablosuezberleme.blogspot.com
8.matematiklebaristim.blogspot.com
9.carpimtablosunasilezberlenir.blogspot.com
10.matematiktemelimyok.blogspot.com
Yazılarımızın Yayınlandığı Bazı Siteler
1-www.nevvalsevindi.com/oku ( Kültür Bölümü ) Matematik Eğitim Ana sınıfında Başlamlıdır )
2-www.hikayeler.net (Makale Ve Şiirler )
3-www.turkpdr.com ( Üyelerimizin Yazıları Bölümünde )
4-http://www.sehirgazetesi.com.tr (Matematiği sevdiren adam ve Hacivat-Karagöz 8 Mayıs 2010 )
5-http://www.bilinclianne.com (Editörden Köşesi Müzik Matematik Ve Oyun 03,06,2009
6-www.yorumcuyuz.net ( Eğitim-Öğretim Matematik bölümündeki ‘’matematiği sevdiren adam’’ adı altında yazdığım yazılar ))
Annelere Sesleniş ! ( Şiir )
‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Yetti Artık Canımıza '' Çarpım Tablosu Şiiri ''
Çarpım tablosu,
Çarpım tablosu dediniz,
Başımızın etini yediniz.
Bela oldu başımıza,
Yetti artık canımıza.
Başımızda nöbet bekler büyükler,
Sırtımızda sanki tonlarca yükler.
Oyun hakkımızı elimizden aldınız,
Oyuna doyamadık.
Kırdığınız yumurta bini geçti,
Çoğunu sayamadık.
Çarpılan çarpım tablosu mu
Yoksa biz mi anlamadık.
Boşa gitti tüm emekler,
Arabalar, bebekler hep bizi bekler.
******************
Çarpım tablosu,
Çarpım tablosu dediniz,
Başımızın etini yediniz.
Bela oldu başımıza,
Yetti artık canımıza.
Ya bu işin kolayını bulun,
Ya da başımızdan yok olun.
Boş yere günlerce bize kızdınız,
Ufacık çocuklara mezar kazdınız.
Hatanızın suçunu bize yıktınız,
Streslere sokup, canımızı yaktınız.
Başımızda nöbet bekler büyükler,
Sırtımızda sanki tonlarca yükler.
Oyun hakkımızı elimizden aldınız,
Oyuna doyamadık.
Kırdığınız yumurta bini geçti,
Çoğunu sayamadık.
Çarpılan çarpım tablosu mu
Yoksa biz mi anlamadık.
Boşa gitti tüm emekler,
Arabalar, bebekler hep bizi bekler.
Necip GÜVEN Eskişehir 21 Temmuz 2008
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Matematik Yolları Dar
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Matematik dersini
Başa bela yaptınız.
Yeni yöntem bulmayıp
Suçu bize yıktınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Dünya hızla giderken
Siz frene bastınız.
Notu bir silah yapıp
Öğrenciyi astınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Bilimlerin şahını
Kara bela yaptınız.
Çözmek varken sorunu
Çıkmaz yola saptınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Cem Yılmaz'ın ağzına
Bizi sakız ettiniz.
Boş nutuklar çekerek
İşinize gittiniz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Bu kocaman kartalın
Kanadını yoldunuz.
Şimdi oldun bir tavuk
Diye ona güldünüz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projeler var...
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projemiz var...
Söz : Necip GÜVEN 10 Mayıs 2008 Eskişehir
Beste : Evreşe Yolları Dar ( Anonim )
Matematiği Sevdiren Adam
Sevdiren Hoca’nın gönlü zengindir,
Başarı sağlayan ancak dengindir.
Hoca kitapları tarayıp durdu ,
Size anlaşılır çözümler kurdu.
Ezberci çözümlerle iyi sonuç alınmaz,
Düzen bozuk ise o saz çalınmaz.
Dersin anahtarı kitaplarda var,
Sunduğu kolaylıklar size olur yar.
Gizemli kitapta her şey bellidir,
Problemin hali bir kaç yolludur.
Oyunla anlatır bu dersi Hoca,
Çılgınca uğraşır hedefi yüce.
Matematik bize candan dost olur,
Sevip kucak açan zordan kurtulur.
Başarı kişinin beyninde gizli,
Bu gizi çözenin çabası hızlı.
Korkunun ecele faydası yoktur,
Çözümü anlayıp ders alan çoktur.
Hoş bir seda ile seslenip durur,
Oyunla, müzikle hedefi bulur.
Gelin ey Veli’ler, sevgi serelim,
Gelişmiş fidandan güller derelim.
Bayrağı yükseklere dikecek gücün var
Sana destek oğlum, kızım, bacın var.
Sabri DİL (Mestani) Eskişehir 11 Ağustos 2009
AŞKIMIZ MATEMATİK!
Sendeki güzelliği görmeyenler utansın,
Anlat ki hünerini cümle alem uyansın.
Seni kötü makyajla öyle çirkin yaptılar
Kıymetini bilmeyip bir kenara attılar.
Güya sana küsüp, kızıp ta darılırlar
Zengin olma hülyasıyla sayısala sarılırlar.
Bilmezler ki zaman sensin, itiraf etmiyorlar.
Hem sana küsüyorlar, bırakıp gitmiyorlar.
Şiirin temelisin, müzik senle yoğrulur,
Sistemlere bakılmaz, hesap senden sorulur.
Nefret edenlere nasıl anlatsam seni,
Makyajını silip te göstersem güzelliğini.
Ezberin kuyusuna Yusuf gibi attılar,
Suçları yokmuş gibi rahat rahat yattılar.
Dişini sık güzelim, kurtarmaya az kaldı,
Söyle güzel yüzüne karaları kim çaldı ?
Kraliçelik tahtın hazır seni bekliyor,
Bilimlerin şahını çok özledik gel diyor.
Kıymetini öğrendik, baş köşeye koyacağız,
Sana olan sevdamızı ülkemize yayacağız.
Necip GÜVEN Eskişehir 24 Şubat 2009
MATEMATİKLE BARIŞIYORUM
İlkokulda seni karşımda buldum,
Korkudan yıkıldım, sararıp soldum.
Korkumun ilacıyla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Modern matematik dedin uyuttun beni,
Rüyamda bile korkuttun beni.
Yeni yöntemlerle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Vereme bile çare bulundu,
Matematik ise bir kenara konuldu.
Gerçek matematikle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Olmaz denen Bolu Dağı delindi,
Korkularım birer birer silindi.
Pırıl pırıl zekâmla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Neye inanırsam kaderim oymuş,
Korkular virüsü beynime koymuş.
Anti-virüs programlarıyla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Sana giden yollar bir tek değil çok imiş,
Bu konuda benim fikrim yok imiş.
Patikadan çıktım, otobanla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Ezberdir diyerek sana çamur attılar,
Suçu sana yıkıp rahat rahat yattılar.
Ezbersiz yöntemlerle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Film bitti artık ezber bozuldu,
Bunun için ne destanlar yazıldı.
İçimdeki gerçek güçle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Atalarımın izinden gitmeliyim,
Zirveye bayrağı dikmeliyim.
Kararlıyım dünya ile yarışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Necip GÜVEN Eskişehir 14 Ağustos 2009
Blogumuzun Adı :http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com
Blogumuz herkese açık olmakla birlikte temel müşteri kaynağı olarak anneleri seçmiştir.Bu konuda Abraham Lincoln'ün '' Dünyada okuduğum en güzel kitap nedir diye sordular. "Annem" adlı kitaptır dedim.'' sözünü çok beğeniyorum.
10 yıldır yaz, kış,cumartesi,pazar demeden çalışmama , çok önemli projelere imza atmama rağmen şimdilik istediğim sonuca ulaşamamın ik ana nedeni olduğunu gördüm.
Birincisi projelerimi anneler odaklı yapmam gerekirken resmi kurumlara kabul ettirmeye çalışarak boşuna zaman,para ve enerji kaybettim.
İkincisi de kişisel gelişimde batılı yazarların kitaplarına abartılı şekilde kapılarak ''Mimar Sinan,Mevlana, Yunus ve Nasrettin Hoca''nın hayat felsefelerine uzak kalmamdır.
Yaşadığım acı tecrübeler bunu tüm çıplaklığı ile ortaya koydu.Aslında çözüm ne kadar yakınımda imiş te kör olan benmişim.Evet, evet, çözüm anneler ve ana ayaklarını
''''Mimar Sinan,Mevlana, Yunus ve Nasrettin Hoca''nın hayat felsefesinin oluşturduğu kendi kültür zenginliğimizmiş.
Sohbet ettiğimiz bazı dostlarıma yeri geldiğinde şu itirafta bulunuyorum.''Arkadaşlar , ben Nasrettin Hoca'mızı keşfettim ama malesef 50 yaşında.Şu anda yaşım 55.
Yani bundan 5 yıl önce.Şimdi artık eğer anneler yeterli desteği verirse işimin artık eskisine göre çok kolay olduğunu biliyorum.Ben çok güzel ve şifalı suyu olan bir pınarım.
Benim pınarımın suyunun ana kaynağı benden yardım sisteyen annelerin ve çocukların her türlü paylaşımlarıdır.
Bundan sonra yeni çalışmalar yapmam , bu çalışmaları sürdürmem tamamen annelere bağlı.Lütfen bu sözlerimi yanlış anlamayın, nazlanıyor falan değilim.Çünkü annelerin desteği olmadıktan sonra istesem de sürdürmem mümkün olmaz.Ben de mecburen daha önceki ''Matematikle Barışıyorum'' ve '' Etkili ve Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi ve Dört İşlem'' kitaplarına takılı kalır, yeni proje ve kitaplar üretemem.
Anneler ''Matematiği Sevdiren Adam'' adlı güzel ve şifalı suyu olan bir pınarın kurumaması için bu pınarı besleyin.Yani ''Matematik Soru Bankamıza'' yarım yapınız.
Bu gün 4 Temmuz pazar saat sabah 07.00.'ve ben çok sevinçliyim.Çünkü Antalya'dan Eczacı anne Hilal Özyurt ''Sevgili Necip GÜVEN ben Antalya'dan Hilal Özyurt.Oğlum Tarık bu sene 4.sınıfa geçti.Öğretmeni bu tür soruları ezbere anlattığı için anlayamadı.Tarık ya bunları oyunla ya da eğlenceli şekilde sizin yardımınızla bilginizle onun anlayabileceği şekilde anlatmak istiyorum. Ben nasıl yardımcı olabirim .Sizin desteğinizi bekliyorum.şimdiden teşekkür ediyorum
(Not:Soruların cevaplarını benim ve oğlumun anlayabileceği şekilde cevaplar mısınız? Çok sağolun.) notu ve altında da 9 soruluk bir liste gönderdi.Anlayacağınız müjdesini
'' Sitemizin Sloganı : Anneler Müjde ! Matematik Cevap Bankası Kuruluyor.Blogumuzun Adı :http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com'' başlığı ile verdiğimiz ''Matematik Cevap Bankasına '' ilk yatırımı ''Antalya'dan Tarık oğlumuzun annesi Eczacı Hilal ÖZYURT Hanım yapmış bulunuyor.
Hilal Hanım , ilerleyen günlerde ve yıllarda ''Matematik Cevap Bankamıza'' yatırım yapmakla ne kadar isabetli bir yatırım yaptığını yaşayarak görecektir.Yani bu ticaretten hem hiala Hanım hem de ben çok karlı çıkacağım.Kısaca bu ticaretten ikimiz de çok karlı çıkacağız.İlerleyen günlerde çalışmalarımdan boş kaldıkça Hilal Hanım'ın gönderdiği 9 sorunun oyunlaştırılarak nasıl anlatılacağını gösteren senaryolu problem çözümlerini hem Hilal Hanım'a göndereceğim hem de ilerleyen günlerde açacak olduğum ''http://cocugumamatematigioyunlaogretiyorum.blogspot.com'' adlı Bloğumda diğer annelerle paylaşacağım.
Eğitimci-Yazar Güven'den "Matematiğin Temelleri Ana Sınıfında Atılmalı" Tezi
Eğitimci-yazar Necip Güven, matematik öğretiminin temellerinin ana sınıfında atılmaya başlanması gerektiğini savundu.
Güven yaptığı açıklamada, öğrenmenin doğumla başlayıp, ölene kadar devam eden bir süreç olduğunu belirterek, "Yapılan araştırmalar, insanların hayatını yönlendiren bir çok alışkanlığın temelinin 0-5 yaş arasında atıldığını ortaya koydu. Üretici firmalar için müşteri denince hiç bir yaş sınırı yoktur. Reklamlarını yaparken, ürünlerinin hedef kitlesini tanımladıktan sonra reklamlarını bu profile göre dizayn etmektedirler. Örgün eğitim sistemlerinde ise, eğitim ve öğretimde plan ve programlar genellikle
ilköğretim birinci sınıfa göre şekillendirilmektedir. Bu ise, öğretimde ileriki yıllarda telafisi zor sıkıntılara yol açmaktadır. Özellikle matematik öğretiminde kreş ve ana sınıfında çocuklara uygun programlar geliştirilmediği için öğretilecek bilgiler biriktirilmekte ve okula başlar başlamaz çocuklara bu bilgiler birden alışılageldik yöntemlerle yoğun şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu, hem çocukları dersten uzaklaştırmakta, hem de anne ve babaları psikolojik olarak sıkıntıya sokmaktadır"dedi.
"Matematik öğretiminin temelleri, en geç ana sınıfında atılmaya başlanmalıdır" diyen Necip Güven, şunları söyledi:
"Bu temellerin, klasik öğretim sistemlerine göre atılmasının mümkün olmayacağı eleştirisi getirilebilir. Böyle bir eleştiri, mevcut sisteme göre doğru bir eleştiridir. Ancak, çocukların bulundukları yaşlar dikkate alınarak müzik ve Oyun temelli öğretim yöntemleri uygulandığında, bu yaştaki çocukların öğrenemeyeceği düşünülen bir çok bilgiyi tecrübelerime dayanarak daha verimli şekilde verilebileceğine inanıyorum. Bana bu fırsat verildiğinde, bu tezimin doğruluğunu her platformda ispat etmeye hazırım.
Tezimi bu kadar kendime güvenle savunmamın ana sebebi kişisel değil, bir sistem savunmasıdır. Günlük hayatta yaptığımız işleri kolaylaştırıp zorlaştıran da aslında yalnız becerilerimizin eksikliği değil, çoğunlukla kullandığımız sistemlerin güçlü ya da zayıf oluşudur. Çocukların korkularının pekişmediği bu ilk yıllarda yapacağımız çocuk psikolojisine uygun öğretim sistemleri ile korkuların oluşması önlenip, matematiği sevdirmek mümkün olabilir. Bu teze karşı bunun bu zamana kadar yapılamadığı ileri
sürülebilir. Fakat bu, bundan sonra da yapılamayacağını göstermez. Günümüzden 40-50 yıl önceki mevcut sistemlerle yapılması imkansız ya da çok zor olan işler, yeni teknolojilerle daha kısa zamanda, daha az maddi imkanlarla ve daha kolay yapılmaktadır."
01.Kasım 2007
ÇOCUĞUMA MATEMATİĞİ OYUNLA ÖĞRETİYORUM
Türk toplumunda yıllardır matematik öğrenme ve öğretme bir sorun olagelmiştir. Bu eğitim sistemi içinde 45 yılını öğrenci ve öğretmen olarak geçirmiş bir sınıf öğretmeniyim. 45 yıl içinde yaşadıklarım bana matematik alanında yaşadığımız sorunların ana nedeninin zeka yetersizliği olmadığını göstermiştir.
2000 i yılların başında öğrencilik ve öğretmenlik tecrübelerim ve uzun araştırmalarım sonucunda bir eğitimci olarak çözüm için bir şeyler yapmam gerektiğini düşünerek matematik başarısızlığının anne-baba, öğrenci, öğretmen ve sistem yönünden yaşanan sorunları ortaya koyan "Matematikle Barışıyorum" kitabını yazarak kendi imkânlarımla bastırdım. 2004 yılından bu yana internette bana ulaşan anne-baba, öğrenci ve öğretmenlerin matematik öğretimine başlarken en çok çarpma öğretiminde ve buna bağlı olarak dört işlemde zorlandıklarına şahit oldum.Bu konuda yaptığım çalışmaları da 2009 yılı başında "Pratik Yöntemlerle Çarpma İşlemi Ve Dört İşlem" adında bir kitapçık haline getirerek paylaşıma sundum.
Bu konuda tüm matematik yaşantımızın temelinin ilkokul matematiği olduğu gerçeğinden yola çıkarak ilkokul matematik konularının ve problem çözümlerinin ezberden uzak , günlük hayatımızla bağlantı kurularak, konuların anlatımı ve problemlerin anlaşılması ve çözümünde yatan mantığın açıklandığı , anne- babaların ve çocukların ailede yaşadığı "Matematik İşkencesini" "Matematik Eğlencesine" dönüştürecek bir kılavuz kitap yazmayı düşünüyorum. Adını "Çocuğuma Matematiği Oyunla Öğretiyorum" olarak düşündüğüm bu kitapta istiyorum ki anne-babalar aradıklarını bulabilsinler, evlerde yaşadıkları matematik öğretimi ve öğrenimi sorunlarını aşabilsinler.Konu anlatımı ve problem çözümlerinde anlaşılmayan sorunları aşabilelim.
Bu çalışmanın anne-babaların sorunlarına çözüm olabilmesi için anne-babaların ilkokul matematik öğretiminde en çok hangi konu anlatımı ve problem çözümlerinde sıkıntı yaşadıklarını öğrenmek istiyorum.Daha sonra da bu konularda ürettiğim çözümlerin anne-babalar tarafından incelenerek ne kadar faydalı olduğunu test etmek istiyorum. Kısaca oluşturacağım kitapların anne-babaların dertlerine ilaç olması için desteğinize ihtiyaç duyuyorum.Ülkemizde yaşanan matematik sorunlarının toplumsal bir sorun olduğu için çözümünün de toplumun her katmanının katkılarıyla oluşacağını düşünüyorum.Sizlerin görüşleri ve destekleri olmadan yazılacak bir kitabın bir çok eksiği olacağını düşünüyorum. Bu sorun hepimizin sorunudur ancak elele verirsek çözebiliriz.Bilhassa halen ilkokullarda çocukları olan anne-babaların ve halen görevde olup bu sorunları yaşayan öğretmenlerin katkılarını bekliyor ve önemsiyorum. Eğitimci-
Yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
-KOLAY MATEMATİĞİN FORMÜLÜ: GÜVEN: “KRİZDEN EĞİTİMLE ÇIKILIR”
Matematik öğretimi ve kolay çarpım tablosunu öğrenme üzerine çalışmaları olan ve “Matematiği Sevdiren Adam” olarak tanınan eğitimci-yazar Necip Güven memleketi Bozüyük’e gelerek açıklamalarda bulundu.
Öncelikle yazdığı kitaplar hakkında bilgi veren Güven “ilk kitabıma “matematikte yaşanan sorun yalnız bir öğrenci sorunu değil toplumsal sorundur ve çözümü de vardır. O halde çözümü de toplumsal olmalıdır” diyerek başladım. 2004 yılından bu yana “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabıma yapılan değerlendirmeler bu tespitimin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koydu. Toplumumuzun her kesiminden aldığım geri bildirimler Türk insanının aslında çok zeki olduğu ve matematikle barışmasının mümkün olduğunu ortaya koydu” dedi.
Bu değerli ve toplumun çeşitli kesimlerinden övgü ile bahsedilen çalışmanın ardından 2. aşamaya gelen Güven ilk kitapta yaptığı matematik konusundaki teşhisini geliştirerek tedavi ve operasyon aşamasına geldiğini, 2. kitabında matematikten soğutan ezber yöntemini çöpe attığını çarpım tablosunu ve bölmeyi yeni ve basit yöntemlerle öğrenmenin yollarını sunduğu “Etkili Ve Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi Ve Dört İşlem” adlı kitabını anlattı.
“İstediğimiz kadar çabalayalım, istediğimiz kadar kaynak harcayalım, Annelerin desteğini almayan hiçbir projenin en ufak bir başarı şansı yoktur” diyen Necip Güven tamamen anneleri merkez alan ve ilkokul mezunu annelerin dahi kolaylıkla faydalanabileceği , ana sınıfından 5.sınıfa kadar annelerin en zorlandığı konularda onlara kılavuz olacak “Çocuğuma Matematiği Oyunla Öğretiyorum” adlı 3. kitabımın startını vermiş bulunuyorum. Bu çalışmalarda annelerin tam desteğini sağladığımızda tüm dünyaya Türk çocuklarını ve gençlerinin neler başarmaya muktedir olduğunu göstereceğiz” dedi. 3. kitabıyla anne ve çocuk arasındaki matematik işkencesini matematik eğlencesine dönüştüreceğini iddia eden Güven “3. kitabımda matematiğin nasıl öğretilebileceğini anlatacağım ve ana sınıfından 5. sınıfa kadar olan matematik öğreniminde matematiği şarkı oyun ve eğlenceli uygulamalarla birlikte öğreteceğim” dedi.
“Biz çocukluğumuzda ve gençliğimizde Alman ve Japon mucizesini çok dinledik. Biz Türkler olarak onlardan daha iyisini, Türk mucizesini başaracak kapasitedeyiz. Çünki biz Mimar Sinan’ların, Yunus Emre, Mevlana ve Nasreddin Hoca’ların nesliyiz. Kartallar uçar, tavuklar kaçar” dedi. Ayrıca ülkemizde yaşanan krizlerin anahtarını eğitimde gören Güven “ krizden çıkmak için Türk Milletine mucize lazım. Bu mucizeyi de ancak eğitimciler başarabilir. Nasıl Fatih’lerin arkasında Akşemseddin’ler varsa yazılan her başarı destanının arkasında da mutlaka bir eğitimci vardır” diyen Güven içindeki matematiği sevdirme ve öğretme aşkının verdiği ilhamla yazdığı şiirlerinden de örnekler sundu.
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Matematik Öğretiminde ''Anadolu Açılımı''
Kütahya'ya gelen Eğitimci_yazar, emekli sınıf öğretmeni Necip GÜVEN, ünlü Türk büyükleri Mimar Sinan, Yunus Emre, Mevlana ve Nasrettin Hoca'yı model alarak oluşturduğu ''Anadolu Açılımı'' projesiyle çocukların ve gençlerin matematiği kolay öğrenmesini hedefliyor.
Emekli sınıf öğretmeni Necip Güven (54), 1999 yılında yapılan uluslararası matematik seviye belirleme sınavlarına Türkiye de dahil olmak üzere 38 ülkeden öğrencilerin katıldığını anımsattı. Bu sınavda matematikteki genel başarı sıralamasında 31'inci olan Türkiye'nin; Singapur, Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinin çok gerisinde kaldığını belirten Güven, OECD'nin 2000'den bu yana 3 yılda bir OECD ülkeleri ve diğer katılımcı ülkelerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı
(PISA) uygulamaları yürüttüğünü anlattı. Güven, 2006'da Türkiye'nin katılımcı 57 ülke arasında fende 44'üncü, matematikte 37'inci, okumada 43'üncü olarak OECD ülkeleri arasında sondan ikinci sırada yer aldığını söyledi.
Türkiye'nin matematik başarısının OECD ülkeleri ortalamasının altında olduğuna dikkati çeken Güven, ''Ülkemizde eğitimdeki başarı düzeyini belirleyen en kapsamlı sınavlardan biri ÖSS'dir. 2007'deki ÖSS verilerine bakıldığında matematik alanında sıfır puan alanların sayısının önceki yıla göre 27 binlerden 47 binlere çıktığı görülmektedir'' dedi.
Güven, Türkiye'deki matematik başarısızlığının mazeretlerle açıklanamayacağını ifade ederek, ''Mazeretlere sığınıp mevcut durumu kabul ederek sineye çekmek yerine tüm mazeretleri ortadan kaldırmak için çözümlere odaklanmak gerektiğini'' bildirdi.
Necip Güven, daha önceki yıllarda öğrencilere matematiği sevdirmek için şiir ve deneme kitapları yazıp şarkı bestelediğini hatırlattı.
''Kolay matematik öğretimi'' konusunda son 10 yıldır yürüttüğü çalışmaları ''Anadolu Açılımı'' adıyla insanlara sunma aşamasına geldiğini anlatan Güven, bu projesinde anneleri önemli bir faktör olarak belirlediğini söyledi. Güven, eğitimcilerle öğrenciler arasında annelerin köprü görevi yapacağına işaret ederek, ''Anneler ilk öğretmenlerimizdir ve sorunlarda en çok acı çeken kitledir. Matematik dahil tüm eğitim ve öğretim sorunlarının çözümünde annelerin içinde yer almadığı çözümlerin başarıya ulaşma şansı yoktur. Bu sorunların bürokratik sistem içinde de çözülme şansı yoktur. Matematik sorunu ancak çözüme odaklanmış, toplumun her kesiminden gönüllü bireylerin yer aldığı takım çalışmaları sonucu çözülebilir. Tüm tarafların çözüm içinde etkin rol almadığı çalışmalarsa çocuklarımız, anneler ve eğitimciler arasında gidip gelen bir pinpon topuna döner" diye konuştu.
Güven, ''Anadolu Açılımı'' projesinde Mimar Sinan, Mevlana, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca'nın yaşam felsefelerini baz alarak, onların başarıya ulaşmadaki inanç, kararlılık ve azimlerine dikkati çekmeye çalıştığını bildirdi.
Mimar Sinan'ın sürekli kendisini geliştirerek ustalık dönemi eserlerini 70 yaşından sonra ortaya koyduğunu belirten Güven, Türkiye'de insanların 50-60 yaşlarında emekli edilerek en verimli dönemlerinde sistem dışında kaldığını savundu. Edirne'deki Selimiye Camii'nin, Mimar Sinan'ın yaşamındaki zirvesi olduğunu dile getiren Güven, başarılı olmak isteyen her insanın kendisine böyle hedefler koyması gerektiğini bildirdi.
Yunus Emre'nin, ''Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz'' sözünü hatırlatan Güven, matematik eğitimcilerinin öğrencilerin işini kolay kılması halinde başarı merdivenlerinin tırmanılacağını anlattı.
Nasrettin Hoca'nın nüktedanlığı ve hazır cevaplılığıyla Türk insanının zekasını yansıttığını söyleyen Güven, ''Nasrettin Hoca, herkese, 'Haklısın' diyor. İnsanların inançları neyse yanlış da olsa ona inanmaya devam ederler. Matematiğe zor diyen bir öğrenciye bu iş zor gelir, motivasyonunu olumsuz etkiler. Biz matematiği kolay diye algılatırsak iş çözülür.
Mevlana'nın öğütleri, matematiğe güzel yanlarından bakmamızı sağlayabilir. Nasıl bakarsan öyle algılarsın. Matematiğe bakış açımızı Mevlana'nın
öğütlerine göre kurarsak başarı şansımız artar. İşte dört ünlü Türk büyüğümüzün yaşamından yola çıkarak oluşturduğumuz proje, çocuklara matematiği sevdirecek'' şeklinde konuştu.
12 Eylül 2009 Kütahya İHA
Matematiği Sevdiren Adam, Necip Güven Kimdir?
Necip GÜVEN,1955 yılında Bilecik ili Bozüyük ilçesi Yeşil çukurca köyünde doğdu. Babasının işi nedeniyle Kütahya’ya taşındılar. İlkokulda sık sık öğretmen değişikliği ve güvensizlik nedeniyle bir çok yeteneğinin farkına varamadı. Dördüncü sınıfın ikinci dönemi ve beşinci sınıfta ufak bir kıpırdanma görüldü.
Çok fırtınalı bir orta ve lise öğretimi sonunda liseden mezun olan yazarımız 1979 yılında üniversite sınavlarında eğitim enstitüsü sınıf öğretmenliği bölümünü kazandı.1981 yılında Burdur Eğitim Enstitüsü’nde sınıf öğretmeni olarak mezun oldu.
Sırasıyla Mardin, Gaziantep,Sivas,Bursa-İnegöl’de öğretmenlik yaptıktan sonra Eskişehir’e atandı.2007 Temmuz ayında resmi görevinden emekli oldu,ancak eğitimcilik son bulmayan bir meslek olduğu için halen aktif olarak eğitim hayatına devam ediyor.
1999 yılı Mart ayında bir radyo programında yazar Oğuz SAYGIN’ı tanıması hayatında bir dönüm noktası oldu. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen eski defterleri dürerek hayatında beyaz bir sayfa açtı.’’Negatif Limanlardan,Pozitif Sulara’’yol almaya başladı.Daha sonra yazar Alişan Kapaklıkaya ile tanışarak ‘’Pozitif Düşünce’’ kervanına katıldı.
2004 yılında “Matematikle Barışıyorum” adlı ilk kitabını çıkardı.Hem kitabı hazırlama sürecinde hem de kitabın yayınlanışının ardından matematik korkusu ve ve matematik eğitimi konusunda düşünceleri, deneyimleri ve endişeleri içeren bir çok okuyucu mektubu aldı.Matematik korkusunun ne kadar yaygın ve büyük bir problem olduğunu gözler önüne seren bu mektupların bir bölümüne “Matematikle Barışıyorum” kitabında yer veren Necip Güven,şimdi bu mektupları kişisel internet sitesinde derliyor.
2009 yılında "Pratik ve Etkili Yöntemlerle Çarpma Öğretimi ve Dört İşlem" isimli ikinci kitabını yayınladı. Halen Eskişehir'de çalışmalarını devam ettiren Necip Güven, şu sıralarda www.matematigisevdirenadam.com sitesinde yeni yazılarını yayınlamaya devam ediyor.
Necip Güven'le yapılan uzun bir ropörtaj..
Direk konuya girelim. Hocam matematik sizce zor bir ders mi?
Bana göre ''Matematik Dersi Zordur.'' ifadesi gibi ''Matematik Dersi Kolaydır. '' demekte yanlıştır.Bu ifadeler resmin bütününü algılamamıza engel oluyor.Bu ifadeler şuna benziyor. 10 katlı bir apartmanın önüne gelip ''Bu apartmanın10 katına çıkmak kolaydır veya zordur.'' demek gibidir. Ama şöyle dersek iş değişir.''Bu apartmanın 10. katına merdivenle çıkmak zordur ama aynı yere asansörle çıkmak çok kolaydır.'' Yani kurduğumuz cümlelerde resmin bütününü ortaya koyup ona göre cümle kurmalıyız.
Cümleyi ''Matematik dersini yıllardır dedem zamanından kalma bayatlamış, modası geçmiş ezberci yollarla öğretmek ve öğrenmek çok zordur.'' şeklinde kurarsanız bu cümlenin altına ''Çok doğru'' diyerek 100 tane imza atabilirim.''Matematik dersi kolay bir derstir.'' ifadesini de ''Matematik dersi işini çok iyi bilen ve seven öğretmenler tarafından ezberciliğin dışına çıkarak ilginç yöntem ve yollarla öğretilirse kolay bir ders haline gelir.'' derseniz bu cümlenin de altına ''Çok doğru '' diye 100 tane imza atabilirim.
Mesela ben bir sınıf öğretmeniyim bu yüzden daha çok ilk okul matematiği üzerinden örnek vermem doğru olur.Bana '' Hocam, matematik dersi bana çok zor geliyor.'' diyen anne-babalara ''Haklısınız, sizin yöntemlerinize göre hakikaten zor ama benim kullandığım yöntemlere göre ise hem zevkli hem de kolay diyorum.Ders aynı ders fark nerede sorusuna ''Karşınızdaki matematik dağına siz bir dağcı gibi tırmanmaya çalışırken ben aynı dağa uzun yıllara dayanan tecrübe ve deneyimlerimle yaptığım ''Matematik teleferikleriyle'' hiç zorlanmadan '' ulaşıyorum diyorum.
Sizlere soruyorum,''Uludağ’a kayak yapmak için giderken tırmanmayı mı yoksa teleferikle ulaşma seçeneğini mi tercih edersiniz ?
Yani doğru çalışma tekniklerini kullananlar için kolay bir ders..
Şimdi ''Matematik Dersi '' ile ilgili şu gerçekleri de ifade edelim.
Dersi ve öğretmenini seven için ''Matematik Dersi'' kolay iken sevmeyen için zordur.
Temeli sağlam bir öğrenciye matematik dersi kolayken temeli iyi olmayan öğrenci için zor bir derstir.
Formüllerin mantığını kavramış bir öğrenci için kolay bir ders olan matematik formüllerin mantığını bilmeyen ''Formül Ezbercileri '' için çok zor bir derstir.
Sistemli çalışan bir öğrenci için kolay olan matematik dersi, sınavdan sınava ders çalışan bir öğrenci için hakikaten zor bir derstir.
Olumsuz ön yargıları olan bir öğrenci için zor olan matematik olumlu düşünen kimseler için o kadar zor değildir.
Hocam,peki www.matematigisevdirenadam.com sitesi neden açıldı?
Sitemizin en önemli amacı insanlara yalnız matematik öğretmek değil, insanları matematiği öğrenmeye hazır hale getirmektir.
Bu söylediklerimiz bizim matematik konusundaki projelerimizin olmadığı şeklinde yorumlanmamalı: çünkü öğrenmeye hazır olmayan bir insan kapağı kapalı bir şişeye benzer; onu doldurmak için dökeceğimiz sular hep yerlere dökülecektir.
Ayrıca diğer amacımız yalnız öğreten bir organizasyon değil, hem öğreten öğrenirken de öğrenen bir organizasyon olmaktır.
Biz yalnız alan değil; aldıklarını inceleyen, işleyen,yorumlayan, geliştiren, üreten, ürettiklerini paylaşan, paylaştıkları ile karşısındakileri de üretmeye teşvik eden bireyler haline gelmek istiyoruz.
Biz her şeyi bildiğimiz iddia etmiyoruz. Ancak bilgilerimizi paylaşırsak birlikte gelişeceğimizi düşünüyoruz. İki elmamızdan birini size verirsek bizim bir, sizin de bir elmanız olur. Sizin ve bizim birer bilgimiz olur ve paylaşırsak sizinde bizimde ikişer bilgimiz olur. Maddi şeyler paylaşıldıkça azalırken, bilgi aksine paylaşıldıkça artar.
Bizim sitemizin müdavimleri öyle üretken olmalı ki bir süre sonra bizim ürettiklerimizden daha güzel, daha ileri çalışmalara imza atsınlar.
Sizin bir de hem sözlerini yazdığınız hem bestesini yaptığınız "Matematik Şarkılarınız" var. Matematik ve müzik ne alaka?
Açıklayayım.Arkadaşlar yapılan bilimsel araştırmalarda müziğin öğretimde mucizevi sonuçları ortaya çıktı.Şu benim ''Matematik ve motivasyon'' şarkıları çalışmama destek verin dememe rağmen kulak asılmadı.Bakalım müzik hayata hangialanlarda çok kullanılıyor.
1-Sporda : Kocaman, kocaman adamlar takımlarının marşlarıyla coşuyor, şovlar yapıyorlar.
2-Dini duyguları telkinde ( özgün müzik, ilahi ) müzik sıkça kullanılıyor.
3-Eğlencede : Çocuklara eğitim ve öğretim amaçlı müzik yapmamız için yardım etmeyen kocaman ve kodaman adamlarımız ''Manda yuva yapmış söğüt dalına'' türküsünü duyunca yerinde duramayıp piste fırlıyor.
4-Tıpta : Ruhsal sorunlarda ve otistik çocukların tedavisinde.
5-Reklamlarda ürünleri tüketiciye pazarlamak için.Amaçlarına fazlasıyla ulaşıyorlar da...
6-Seçimlerde partiler seçmeni tavlamak ve avlamak için müziği araç olarak sonuna kadar kullanıyorlar.
Bu kadar alanda kullanılan müzik matematikle dargın mı acaba? Siz hiç matematikten bahseden bir şarkı duydunuz mu? Bir dakika özür dilerim.Var, tamam var! ''Kendimden kendimi çıkardım.Sıfır kalmaz.Matematik yalan söylüyor hocam.'' Tuh ! Bir tane var , o da matematiği kötülüyor.
Ben ve benim gibi deli olan asistanımla birlikte bir çok matematik ve motivasyon şarkısından (sınrlı imkanlarımız yüzünden) ancak üç tanesini müzikal (Silkiniş Türküsü, Süper Çocuklar ve Sayı Treni şarkıları) hale getirebildik.
Hocam, bu kadar uğraş neden? Nereye koşuyorsunuz?
Hayatın her bölümünde farkında olalım veya olmayalım bazı dersler çıkarırız.Çıkardığımız bu derslerden en önemlileri farkında olarak çıkardığımız derslerdir.Bu açıdan ele alırsak hayatımda en önemli kararları almaya ve gereken adımları atmaya başlamam 1999 Yılında Hocam Oğuz SAYGIN'la tanışmamdan sonradır.Eğer o gün o adımları atmamış olsaydım bu gün ne ''Matematikle Barışıyorum'' kitabı, ne Web sitesi ne de matematik projelerim olurdu.
Hiç bir zaman kısa zamanda para kazanıp zengin olma gibi bir düşünceye kapılmadım.
O şekilde düşünenleri de kendimce ''KABAKÇI '' düşünce olarak gördüm.Kabağı ekersiniz 3ay sonra toplar ve satarsınız.Ertesi yıl tekrar eker tekrar satarssınız.Bu böylece sürüp gider.Fakat ceviz fidanı dikerseniz bu fidan 5-6 hizmetten sonra ancak yavaş yavaş meyve vermeye başlar.Kısaca meyvelerini toplamak için biraz sabır ve bakım gerektirir.
Bir kitapta okuduğum sözü adeta beynime kazmıştım. O sözde ana fikir olarak şöyle diyordu.''Çalıştığınız bir işte kazandığınızdan fazla üretmeye devam ederseniz bir gün ürettiğiniz kadar kazanmaya başlarsınız.'' diyordu.Bu yüzden, hiçbir zaman halk diliyle ''Bu kadar ekmeğe ancak bu kadar köfte olur.'' demedim.
Hedefiniz mevcut eğitim pastasından pay kapmak mıdır?
Hayır .Çünkü şu anda mevcut milli geliri çok yetersiz buluyorum.Hedefim, mevcut pastadan pay kapmak değil pastayı Türk milletine yaraşır şekilde büyütmeye katkıda bulunmaktır.Hiç bir zaman para, para, para demedim.Parolam, her zaman para+dua olmuştur. Eğer benden hizmet satın alan kişinin bana verdiği parada gözü varsa ben o parayı hak etmemişim olurum diye düşünüyorum.Bu yüzden benden kitap alıpta verdiğim paranın karşılığını alamadım diyenler kitabı iade edip paralarını geri istemelidirler.
Hedefleriniz nelerdir?
Bu soruya cevabım, Türk çocukları ve gençleriyle birlikte dünya çapında projeler imza atmaktır.Dünya çapında olamayan hedef ve projeleri hiç dikkate almıyorum.
Bu hedeflere ulaşacağınıza inanıyor musunuz?
Evet, tüm benliğimle inanıyorum.
Bu hedeflere ulaşmak çok zor hatta imkansız değil mi?
Hayır.. Çünkü ben şöyle düşünüyorum. '' Tepeleri hedefleyenler için dağlar aşılması imkansız olabilir fakat ufukları hedefleyenler için tepeler ve dağlar aşılması gereken sıradan birer engeldir. Unutmayalım ki, inanılmaz işleri ancak inananlar başarır.
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
İNTERNETTE Necip Güven ve Çalışmaları
Ana Web Sitemiz: www.matematigisevdirenadam.com
Eski Sitemiz: matematigisevdirenadam.wordpress.com
Facebokk: Matematiği Sevdiren Adam
Şu Anda Açık Olan Bloglarımız ( Daha sonra açılanlardan haberdar edeceğim.Necip GÜVEN)
1.necipguven.blogspot.com (Necip Güven'den Makaleler ve Paylaşımlar)
2.tekerlemelicarpimtablosu.blogspot.com
3.carpimtablosuoyunlari.blogspot.com
4.carpimtablosuezberinehayir.blogspot.com
5.kolaycarpimtablosu.blogspot.com
6.zevklicarpimtablosuogrenme.blogspot.com
7.carpimtablosuezberleme.blogspot.com
8.matematiklebaristim.blogspot.com
9.carpimtablosunasilezberlenir.blogspot.com
10.matematiktemelimyok.blogspot.com
Yazılarımızın Yayınlandığı Bazı Siteler
1-www.nevvalsevindi.com/oku ( Kültür Bölümü ) Matematik Eğitim Ana sınıfında Başlamlıdır )
2-www.hikayeler.net (Makale Ve Şiirler )
3-www.turkpdr.com ( Üyelerimizin Yazıları Bölümünde )
4-http://www.sehirgazetesi.com.tr (Matematiği sevdiren adam ve Hacivat-Karagöz 8 Mayıs 2010 )
5-http://www.bilinclianne.com (Editörden Köşesi Müzik Matematik Ve Oyun 03,06,2009
6-www.yorumcuyuz.net ( Eğitim-Öğretim Matematik bölümündeki ‘’matematiği sevdiren adam’’ adı altında yazdığım yazılar ))
Annelere Sesleniş ! ( Şiir )
‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Yetti Artık Canımıza '' Çarpım Tablosu Şiiri ''
Çarpım tablosu,
Çarpım tablosu dediniz,
Başımızın etini yediniz.
Bela oldu başımıza,
Yetti artık canımıza.
Başımızda nöbet bekler büyükler,
Sırtımızda sanki tonlarca yükler.
Oyun hakkımızı elimizden aldınız,
Oyuna doyamadık.
Kırdığınız yumurta bini geçti,
Çoğunu sayamadık.
Çarpılan çarpım tablosu mu
Yoksa biz mi anlamadık.
Boşa gitti tüm emekler,
Arabalar, bebekler hep bizi bekler.
******************
Çarpım tablosu,
Çarpım tablosu dediniz,
Başımızın etini yediniz.
Bela oldu başımıza,
Yetti artık canımıza.
Ya bu işin kolayını bulun,
Ya da başımızdan yok olun.
Boş yere günlerce bize kızdınız,
Ufacık çocuklara mezar kazdınız.
Hatanızın suçunu bize yıktınız,
Streslere sokup, canımızı yaktınız.
Başımızda nöbet bekler büyükler,
Sırtımızda sanki tonlarca yükler.
Oyun hakkımızı elimizden aldınız,
Oyuna doyamadık.
Kırdığınız yumurta bini geçti,
Çoğunu sayamadık.
Çarpılan çarpım tablosu mu
Yoksa biz mi anlamadık.
Boşa gitti tüm emekler,
Arabalar, bebekler hep bizi bekler.
Necip GÜVEN Eskişehir 21 Temmuz 2008
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Matematik Yolları Dar
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Matematik dersini
Başa bela yaptınız.
Yeni yöntem bulmayıp
Suçu bize yıktınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Dünya hızla giderken
Siz frene bastınız.
Notu bir silah yapıp
Öğrenciyi astınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Bilimlerin şahını
Kara bela yaptınız.
Çözmek varken sorunu
Çıkmaz yola saptınız.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Cem Yılmaz'ın ağzına
Bizi sakız ettiniz.
Boş nutuklar çekerek
İşinize gittiniz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda şikayetler var...
Bu kocaman kartalın
Kanadını yoldunuz.
Şimdi oldun bir tavuk
Diye ona güldünüz.
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projeler var...
Matematik yolları dar,dar.
Bu konuda projemiz var...
Söz : Necip GÜVEN 10 Mayıs 2008 Eskişehir
Beste : Evreşe Yolları Dar ( Anonim )
Matematiği Sevdiren Adam
Sevdiren Hoca’nın gönlü zengindir,
Başarı sağlayan ancak dengindir.
Hoca kitapları tarayıp durdu ,
Size anlaşılır çözümler kurdu.
Ezberci çözümlerle iyi sonuç alınmaz,
Düzen bozuk ise o saz çalınmaz.
Dersin anahtarı kitaplarda var,
Sunduğu kolaylıklar size olur yar.
Gizemli kitapta her şey bellidir,
Problemin hali bir kaç yolludur.
Oyunla anlatır bu dersi Hoca,
Çılgınca uğraşır hedefi yüce.
Matematik bize candan dost olur,
Sevip kucak açan zordan kurtulur.
Başarı kişinin beyninde gizli,
Bu gizi çözenin çabası hızlı.
Korkunun ecele faydası yoktur,
Çözümü anlayıp ders alan çoktur.
Hoş bir seda ile seslenip durur,
Oyunla, müzikle hedefi bulur.
Gelin ey Veli’ler, sevgi serelim,
Gelişmiş fidandan güller derelim.
Bayrağı yükseklere dikecek gücün var
Sana destek oğlum, kızım, bacın var.
Sabri DİL (Mestani) Eskişehir 11 Ağustos 2009
AŞKIMIZ MATEMATİK!
Sendeki güzelliği görmeyenler utansın,
Anlat ki hünerini cümle alem uyansın.
Seni kötü makyajla öyle çirkin yaptılar
Kıymetini bilmeyip bir kenara attılar.
Güya sana küsüp, kızıp ta darılırlar
Zengin olma hülyasıyla sayısala sarılırlar.
Bilmezler ki zaman sensin, itiraf etmiyorlar.
Hem sana küsüyorlar, bırakıp gitmiyorlar.
Şiirin temelisin, müzik senle yoğrulur,
Sistemlere bakılmaz, hesap senden sorulur.
Nefret edenlere nasıl anlatsam seni,
Makyajını silip te göstersem güzelliğini.
Ezberin kuyusuna Yusuf gibi attılar,
Suçları yokmuş gibi rahat rahat yattılar.
Dişini sık güzelim, kurtarmaya az kaldı,
Söyle güzel yüzüne karaları kim çaldı ?
Kraliçelik tahtın hazır seni bekliyor,
Bilimlerin şahını çok özledik gel diyor.
Kıymetini öğrendik, baş köşeye koyacağız,
Sana olan sevdamızı ülkemize yayacağız.
Necip GÜVEN Eskişehir 24 Şubat 2009
MATEMATİKLE BARIŞIYORUM
İlkokulda seni karşımda buldum,
Korkudan yıkıldım, sararıp soldum.
Korkumun ilacıyla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Modern matematik dedin uyuttun beni,
Rüyamda bile korkuttun beni.
Yeni yöntemlerle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Vereme bile çare bulundu,
Matematik ise bir kenara konuldu.
Gerçek matematikle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Olmaz denen Bolu Dağı delindi,
Korkularım birer birer silindi.
Pırıl pırıl zekâmla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Neye inanırsam kaderim oymuş,
Korkular virüsü beynime koymuş.
Anti-virüs programlarıyla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Sana giden yollar bir tek değil çok imiş,
Bu konuda benim fikrim yok imiş.
Patikadan çıktım, otobanla tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Ezberdir diyerek sana çamur attılar,
Suçu sana yıkıp rahat rahat yattılar.
Ezbersiz yöntemlerle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Film bitti artık ezber bozuldu,
Bunun için ne destanlar yazıldı.
İçimdeki gerçek güçle tanışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Atalarımın izinden gitmeliyim,
Zirveye bayrağı dikmeliyim.
Kararlıyım dünya ile yarışıyorum,
Matematik seninle barışıyorum.
Necip GÜVEN Eskişehir 14 Ağustos 2009
Etiketler:
anneler,
dünya,
enerji,
imza,
kitap,
matematik cevap bankası,
mevlana,
mimar sinan,
müjde,
müşteri,
nasrettin hoca,
para,
slogan,
yunus emre,
zaman
27 Haziran 2010 Pazar
Annelere Sesleniş ! ( Şiir )
‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.
Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.
Öğrenciniz Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.
Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.
Öğrenciniz Necip GÜVEN
Etiketler:
anadolu,
anneler,
bayrama saklayın,
çaresizce bakmayın,
dürdane elhan,
gözyaşlarınızı tutun,
kabus,
kartallar,
kümes,
müyesser saka,
necip güven,
sesleniş,
zindan,
zirve
15 Haziran 2010 Salı
Matematikten Kaçarken Tam Kucağına Düştüm
Birçoğunuz gibi, ben de tam bir matematik özürlü olduğumu düşünürdüm. Üniversite tercihimi yaparken de bu düşünce hayatımın en temel yönlendiricilerinden biriydi. Amacım matematiğin olmadığı bir bölüme gitmekti. Tercihlerimi de ona göre dizayn ediyordum. Hatta bazen rüyalarımda matematik derslerinin olduğu bir üniversiteyi kazandığımı görüyordum. Matematik dersinde öğretmen bana alabildiğine bağırıyor, hakaretler ediyor, bütün sınıf bana gülüyordu. Utancımdan ne yapacağımı bilmiyordum. Kan ter içinde uyanıyordum. Buna rüya değil, kabus demek daha doğru olurdu. Ve bu kabuslar gerçekleşmesin diye sürekli dua ediyordum.
Sınav öncesinde tercihlerimi yaparken; edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji gibi aklımca matematik dersinin olmadığı bölümleri seçtim. Diğer tüm derslerim iyiyken, matematik tam bir felaketti. Netlerim eksilerde yüzüyordu. Bu şekilde sosyoloji bölümüne girdim. Mutluluktan uçuyordum. Artık matematik yoktu! Kurtulmuştum!
Üniversitedeki ilk günüm hala dün gibi aklımda. Şu sahneyi gözünüzde canlandırın: Sosyoloji bölümünün önünde uzun bir kuyruk var. Öğrenciler o yıl alacakları derslerin listesini görmek için bekleşiyorlar. Birbirleri ile yeni tanışanlar, birbirlerini tanıyanlar... Cıvıl cıvıl, hayat dolu bir manzara. Yavaş yavaş ders programını görebileceğim noktaya yaklaştım. Birinci sınıfların o yılki derslerinin listesini görebiliyordum artık. Listede sosyoloji ile ilgili birçok başlık vardı. Ama benim gözlerim onları görmüyordu. Tek bir noktaya takılıp kalmıştı. Listenin tam ortasında devasa harflerle “Matematik” yazıyordu. Belki normal yazıyordu da, bana öyle görünmüştü. Zihnim bunun gerçek olduğuna inanmak istemiyordu.
Bu okulun bitmeyeceğinden emindim. Üç yıl boyunca tüm dersleri verdiğim halde, matematik dersinin sınavlarına dahi girmedim. Üç yılın son döneminde ben ve birkaç arkadaşımı idareye çağırdılar ve sınavı bu seferde vermezsek okuldan atılacağımızı söylediler. Artık çarem kalmamıştı. Ya yılların emeğini harcayacak, ya da matematiği yenecektim. Onu yenmeyi seçtim. Üç ay boyunca ilkokuldan beri kaçtığım ve öğrenemediğim matematiği çalıştım. Ve sınavı en yüksek puanla verdim. Böylece, matematiğe olan korkumun hayatıma engel olmasına izin vermemiştim. Kabusum olan matematik o ana kadar hayatımı yönlendirmiş ve kontrol etmişti. Ama artık kontrol bendeydi.
Başarı da Başarısızlık da Önce Zihninizde Gerçekleşir:
Bugün geldiğim noktada öğrencilerle yaptığım bireysel danışmanlıklarda ya da grup eğitimlerinde birçok öğrenci arkadaşımın aynı korkuyu çeşitli derslere karşı yaşadıklarını üzülerek gözlemliyorum. “Ben matematiği anlamıyorum”, “Ben fiziği sevmiyorum”, “Edebiyatı kafam almıyor”, “Coğrafya dersinden hiç hoşlanmıyorum” gibi sınırlayıcı inançları olan arkadaşlar, şunu bilin ki yapamadığınız şey zihninizin içinde. Dışarıda zihninizden bağımsız olarak yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
Her şey zihninizde gerçekleşir; yapabilmek de, yapamamak da...
Sık sık dile getirdiğimiz çok önemli bir ilke vardır: “Bir kişi yapabilmişse herkes yapabilir.” Bir şeyi yapamıyorsanız, o beceriden yoksun olduğunuz için değil, yapamayacağınıza inandığınız içindir.
Zihnimiz her şeyi geneller ve genellemeler yaparak çalışır. Örneğin, matematikte bir-iki kere başarısız olmuşsanız ya da matematik hocanız birkaç kez yanlışınızı yüzünüze vurmuşsa, zihniniz ve dolayısıyla siz, bu birkaç olaydan yola çıkarak; “Ben matematiği anlamıyorum” genellemesini üretir. Aslında bir şeyin genellenebilmesi için o olaya dair yüzlerce örneğin olması gerekir. Ama zihnimiz birkaç örnekten sonra yaşanan durumu tüm hayatımıza geneller. “Matematikten anlamıyorum” düşüncesi bir kez oluştuktan sonra, o derse ne kadar emek ve zaman harcarsanız harcayın, hala anlamadığınızı düşünürsünüz. Bunun sebebi yaptığınız genellemenin artık sizi yönetiyor olmasıdır. İpler matematiğin elindedir ve zihninizdeki bu inançtan beslenir. Zihninize bir kez “Anlamıyorum” komutunu verdikten sonra artık o, bu komuta uygun olarak çalışmaya başlar. Sizinle; “Neden öyle diyorsun, istersen rahatlıkla yapabilirsin” diyerek tartışmaya girmez. Ona ne dediyseniz, o emre itaat eder.
Gördüğünüz gibi, yaşadığınız her şey zihninize ektiğiniz tohumlarla ilişkili. Yapabilme tohumunu ektiyseniz, o tohumdan gelişen ağaç, daha başarılı olmanız için meyve verecektir. Ama ektiğiniz tohum yapamama tohumuysa, ağacın meyveleri başarınızı ve yapabilme gücünüzü eritir.
Olumsuz Genellemeleri Olumluya Çevirme Yöntemi:
Hangi derse karşı olumsuz genellemeleriniz varsa, önce bunu belirleyin. Sonra bir kağıda bu olumsuz genellemelerin tam tersini yazın. Bugünden itibaren aklınıza olumsuzluk geldiğinde kendinizi durdurun ve içinizden, hatta mümkünse sesli olarak onun yerine yazdığınız olumlu olanı söyleyin. Bir süre size bu durum çok tuhaf gelecektir. İnanmadığınızı düşündüğünüz bir şeyi söylerken kendinizi kandırıyormuş gibi hissedeceksiniz. Ama şöyle düşünün; derslere karşı geliştirdiğiniz olumsuz düşüncelerinizde sadece birkaç olaydan yola çıkarak ulaştığınız sonuçlardı. Dolayısıyla, aslında yine kendinizi kandırmıştınız. Yapabileceğiniz halde yapamayacağınıza inandırdınız. Şimdi aynı işleyişi size fayda sağlayacak yönde kullanacaksınız. Zihninizin bu genelleme stratejisini size zarar verecek yönde değil, fayda sağlayacak yönde yeniden dizayn edeceksiniz. Bir süre sonra pozitif düşünceyi benimseyecek, bu yeni pozitif inançla o dersi de anlamaya başladığınızı fark edeceksiniz.
Seçim tamamen size ait. Ya zihninizi yönetmez ve bir dersin sizin hayatınızı kontrol etmesine izin verirsiniz, ya da zihninizi yönetmeyi seçer ve kontrolü ele alırsınız. Bir düşünün bakalım, hangisi sizi başarıya ve hayallerinize ulaştıracak olan?
( * ) Bülent Şenyürek
KAYNAK:http://www.gencogrenci.com
Sınav öncesinde tercihlerimi yaparken; edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji gibi aklımca matematik dersinin olmadığı bölümleri seçtim. Diğer tüm derslerim iyiyken, matematik tam bir felaketti. Netlerim eksilerde yüzüyordu. Bu şekilde sosyoloji bölümüne girdim. Mutluluktan uçuyordum. Artık matematik yoktu! Kurtulmuştum!
Üniversitedeki ilk günüm hala dün gibi aklımda. Şu sahneyi gözünüzde canlandırın: Sosyoloji bölümünün önünde uzun bir kuyruk var. Öğrenciler o yıl alacakları derslerin listesini görmek için bekleşiyorlar. Birbirleri ile yeni tanışanlar, birbirlerini tanıyanlar... Cıvıl cıvıl, hayat dolu bir manzara. Yavaş yavaş ders programını görebileceğim noktaya yaklaştım. Birinci sınıfların o yılki derslerinin listesini görebiliyordum artık. Listede sosyoloji ile ilgili birçok başlık vardı. Ama benim gözlerim onları görmüyordu. Tek bir noktaya takılıp kalmıştı. Listenin tam ortasında devasa harflerle “Matematik” yazıyordu. Belki normal yazıyordu da, bana öyle görünmüştü. Zihnim bunun gerçek olduğuna inanmak istemiyordu.
Bu okulun bitmeyeceğinden emindim. Üç yıl boyunca tüm dersleri verdiğim halde, matematik dersinin sınavlarına dahi girmedim. Üç yılın son döneminde ben ve birkaç arkadaşımı idareye çağırdılar ve sınavı bu seferde vermezsek okuldan atılacağımızı söylediler. Artık çarem kalmamıştı. Ya yılların emeğini harcayacak, ya da matematiği yenecektim. Onu yenmeyi seçtim. Üç ay boyunca ilkokuldan beri kaçtığım ve öğrenemediğim matematiği çalıştım. Ve sınavı en yüksek puanla verdim. Böylece, matematiğe olan korkumun hayatıma engel olmasına izin vermemiştim. Kabusum olan matematik o ana kadar hayatımı yönlendirmiş ve kontrol etmişti. Ama artık kontrol bendeydi.
Başarı da Başarısızlık da Önce Zihninizde Gerçekleşir:
Bugün geldiğim noktada öğrencilerle yaptığım bireysel danışmanlıklarda ya da grup eğitimlerinde birçok öğrenci arkadaşımın aynı korkuyu çeşitli derslere karşı yaşadıklarını üzülerek gözlemliyorum. “Ben matematiği anlamıyorum”, “Ben fiziği sevmiyorum”, “Edebiyatı kafam almıyor”, “Coğrafya dersinden hiç hoşlanmıyorum” gibi sınırlayıcı inançları olan arkadaşlar, şunu bilin ki yapamadığınız şey zihninizin içinde. Dışarıda zihninizden bağımsız olarak yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
Her şey zihninizde gerçekleşir; yapabilmek de, yapamamak da...
Sık sık dile getirdiğimiz çok önemli bir ilke vardır: “Bir kişi yapabilmişse herkes yapabilir.” Bir şeyi yapamıyorsanız, o beceriden yoksun olduğunuz için değil, yapamayacağınıza inandığınız içindir.
Zihnimiz her şeyi geneller ve genellemeler yaparak çalışır. Örneğin, matematikte bir-iki kere başarısız olmuşsanız ya da matematik hocanız birkaç kez yanlışınızı yüzünüze vurmuşsa, zihniniz ve dolayısıyla siz, bu birkaç olaydan yola çıkarak; “Ben matematiği anlamıyorum” genellemesini üretir. Aslında bir şeyin genellenebilmesi için o olaya dair yüzlerce örneğin olması gerekir. Ama zihnimiz birkaç örnekten sonra yaşanan durumu tüm hayatımıza geneller. “Matematikten anlamıyorum” düşüncesi bir kez oluştuktan sonra, o derse ne kadar emek ve zaman harcarsanız harcayın, hala anlamadığınızı düşünürsünüz. Bunun sebebi yaptığınız genellemenin artık sizi yönetiyor olmasıdır. İpler matematiğin elindedir ve zihninizdeki bu inançtan beslenir. Zihninize bir kez “Anlamıyorum” komutunu verdikten sonra artık o, bu komuta uygun olarak çalışmaya başlar. Sizinle; “Neden öyle diyorsun, istersen rahatlıkla yapabilirsin” diyerek tartışmaya girmez. Ona ne dediyseniz, o emre itaat eder.
Gördüğünüz gibi, yaşadığınız her şey zihninize ektiğiniz tohumlarla ilişkili. Yapabilme tohumunu ektiyseniz, o tohumdan gelişen ağaç, daha başarılı olmanız için meyve verecektir. Ama ektiğiniz tohum yapamama tohumuysa, ağacın meyveleri başarınızı ve yapabilme gücünüzü eritir.
Olumsuz Genellemeleri Olumluya Çevirme Yöntemi:
Hangi derse karşı olumsuz genellemeleriniz varsa, önce bunu belirleyin. Sonra bir kağıda bu olumsuz genellemelerin tam tersini yazın. Bugünden itibaren aklınıza olumsuzluk geldiğinde kendinizi durdurun ve içinizden, hatta mümkünse sesli olarak onun yerine yazdığınız olumlu olanı söyleyin. Bir süre size bu durum çok tuhaf gelecektir. İnanmadığınızı düşündüğünüz bir şeyi söylerken kendinizi kandırıyormuş gibi hissedeceksiniz. Ama şöyle düşünün; derslere karşı geliştirdiğiniz olumsuz düşüncelerinizde sadece birkaç olaydan yola çıkarak ulaştığınız sonuçlardı. Dolayısıyla, aslında yine kendinizi kandırmıştınız. Yapabileceğiniz halde yapamayacağınıza inandırdınız. Şimdi aynı işleyişi size fayda sağlayacak yönde kullanacaksınız. Zihninizin bu genelleme stratejisini size zarar verecek yönde değil, fayda sağlayacak yönde yeniden dizayn edeceksiniz. Bir süre sonra pozitif düşünceyi benimseyecek, bu yeni pozitif inançla o dersi de anlamaya başladığınızı fark edeceksiniz.
Seçim tamamen size ait. Ya zihninizi yönetmez ve bir dersin sizin hayatınızı kontrol etmesine izin verirsiniz, ya da zihninizi yönetmeyi seçer ve kontrolü ele alırsınız. Bir düşünün bakalım, hangisi sizi başarıya ve hayallerinize ulaştıracak olan?
( * ) Bülent Şenyürek
KAYNAK:http://www.gencogrenci.com
Etiketler:
bülent şenyürek,
felaket,
kabus,
korku,
matematik,
matematik özürlü,
öğrenci,
tercih,
üniversite,
zihin
İlk Ve Ortaokulda Matematiği Sevmiyordum
Evet, Merhaba!Bu benim yazmaya çalıştığım ilk makalem. Şimdiden hatalarım affola!Ne yazmalıyım, neyi anlatmalıyım ilk olarak diye düşünürken neyi tam olarak biliyorum diye düşündüm aslında bir şey bulamadım.O halde yaşadıklarımı yazmalıyım.
Ben bir matematik öğrencisi ve öğretmeniyim.Konumuzu belirlemeden hiçbir şey anlatamam. Bir çoğunuz sanırım bu noktada tam bu noktada okumayı bıraktı.”iiih matematik mi?” İşte bende anlamadığım, sevmediğim, korktuğum ve kaçtığım bu serüvenin içinde buldum kendimi.Tahmin ettiniz herhalde.Konumuz: Matematik denilince aklımıza gelenler
“…Bizim bir matematik öğretmenimiz vardı…” Hemen hemen herkes bu cümleyi geçirdi içinden ve benimle tanışan herkes fırsatını bulup bana anlattı. Sabırla dinledim ve bende kendi hikayemi anlattım onlara, sağ olsunlar, sabırla dinlediler.
Hikayem geliyor, geldi.!
İlkokul ve ortaokul yılları boyunca matematiği yapamıyor, anlamıyor ve sevmiyor…sonuçta kaçıyordum.Mazeretler buldum yıllarca bunun için, vardı da gerçekten. 5 buçuk yaşında İzmir’in Urla ilçesinin Çeşmealtı köyünde başladım okula.Her gün 2 km uzaklıktaki Güvendik tepesindeki lojmanımızdan yürüyerek, çoğunlukla da babamın omuzlarında, gidip gelerek.Okula başladıktan 2-3 ay sonra yaşıtlarımdan küçük olmamın ve fiziksel şartların zorluğundan olacak okuldan sıkılmaya başlamışım.Annem öyle söylüyor, daha çok evcilik oynamayı istiyormuşum, okula bebeklerimi götürüyormuşum. :) Bir ayrıntı, maalesef ilkokulda 4 yıl boyunca babam dır öğretmenim.Öğretmen babamın olmasından ve benimde öğretmenim olmasından hep gurur duymuşumdur fakat psikolojim açısından yanlış bir başlangıçtı.
Babam kızı olsam da acımadan hatta acımasızlıkla vermiş geçerleri – ortaları. Hala hesap sorarım babama ”aşk olsun insan kızına bu kadar insafsız olmaz.” İyi ki benim babam dürüst bir insan, gerçek bir eğitimciydi. Bende çok büyük emeği vardır, annem ve babam en büyük öğretmenim olmuşlardır.Sağ olsunlar. Emeği olan herkes sağ olsun.
Ortaokul hayatımda başka bir başarısızlık öyküsüdür. İzmir’in Konak İlçesine bağlı İyiburnaz İ.Ö.O. dur, bu sefer adres. Gece kondu semtidir. Çocukluğumun adreslerini hep özlemle anarım, lafı uzatmayayım.Ortaokulda da matematiğim zayıftır, 3 yıl boyunca. Burada parantez açmalıyım( mazeret geliyor) ortaokul matematik öğretmenim sayın Halil Yılmaz’a bir çift lafım olacak.
Düşünün ki siz bir çocukmuşsunuz ve Matematik öğretmeniniz her ders yanınızda arkadaşlarınızdan birine sözel veya fiziksel şiddette bulunuyormuş.Ertesi gün ders programınızda matematik gördüğünüzde numaradan karın ağrısı çıkartıyormuşsunuz okula gitmemek için , öyle ki bir gün tahtaya kalktığınızda korkunuzdan altınıza bile yapmışsınız… Ve sonunda yıllarca süren emek sonunda korkunuzu yenip, aslında korktuğunuz Matematik değil onun size yaşattığı, arkasından gelenler olduğunu görüyor ve en güzeli de büyüyüp Matematik öğretmeni oluyormuşsunuz. Ve bir gün bu öğretmeninizle karşılaşmışsınız, Ona ne söyler siniz?
Bir satır laf oldu ama kusuruma bakmayın. Gelelim “rocky” filmlerin deki gibi savaşmaya başladığım zamana. Ortaokul da 3 yıl boyunca Matematiğim zayıf gelince ağustostaki sınavlara kaldım ve sınavı geçemezsem mezun olamıyordum. Bu korkuyla ders çalıştığımı daha doğrusu çalışmaya çalıştığımı hatırlıyorum ki ders çalışmayı bilmiyordum. Benim yaşıtım fakat benden bir sınıf küçük olan (adını hatırlamıyorum, özür dilerim komşu kızı ) arkadaşıma gidip öğrenmeye çalıştım.
Ağustos geldi ve sınava girdim.10 üzerinden 5 almış ve geçmiştim fakat, o zaman kötü haber saydığım, bir haber af çıkmıştı. Sınava giren herkes mezun olacaktı. Hayal kırıklığıydı benim için. Oysa yaz tatilim kabus olmuştu.Fakat çok geçmeden hemen 1 yıl sonra faydasını görmeye başlamıştım. Lise1 in ilk döneminde (ki kredili sistemin ilk mezunlarındanım) Matematiğim yine zayıftı. 2. dönem ise 5 üzerinden zar zor 2 ile geçebildim. İşte savaşım başlamıştı!
Lise 2 tam bir zaferdi. Matematiğim 4 geliyordu, derslerde parmağım sürekli havadaydı, hatırlıyorum da bir derste 3-4 defa tahtaya kalkardım.
Peki ne değişmişti?
Öncelikle gönülden saygı duyduğum Matematik Öğretmenim sayın Canan Karslıoğlu’na teşekkür ediyorum. Benim modelim olmuştur. Evet öğretmenim değişmişti, büyümüştüm ama en önemlisi ben değişmiştim. Sürekli yılmadan çalışmış, emeklerimin karşılığını almaya başladıkça daha çok emek harcamış ve daha çok karşılık almıştım.
Hani bisiklete binmek gibi. Önce yapamayacağınızı düşünüp, uzak durursunuz, yapanları izlersiniz (kaçış), sonra denemeye başlarsınız ve sürekli düşersiniz( emek harcama ve sonuç o an için alamama) , sonra 1-2 pedal çevirirsiniz tek başınıza (yapabiliyorum dersiniz, yüreklenirsiniz, kendinizi yüreklendirirsiniz, inanırsınız), daha çok emek harcarsınız ve pedal sayısı artar, bir bakarsınız Nuriye teyzelerin evin önüne kadar gitmişsiniz ( sonra çıta hep yükselir), sokağın başına kadar, sonra yokuş aşağı, yokuş yukarı, hızlı, sonra birilerini arkanızda taşırsınız, sonra tek elle, bisikletinizin önünü kaldırırsınız, ayakta sürersiniz, … sınırsız bir keyiftir ta ki karanlık çöküp anneniz hatta babanız sizi çağırana kadar.
Ben de bu süreci anlayacağınız üzere sadece bisiklete binmekte değil Matematik de de yaşadım, başardım ve çıtam bitmiyor, her zaman daha iyisi, daha çok, daha yükseği…darısı başınıza!
Sebat sözcüğünü çok seviyorum. Sebatla ve aşkla, sevgiyle yani yüreğinizi de koyarak yaptığınız her emek karşılık bulur diyorum. Yaşamım bunun kanıtıdır.
Son söz olarak da öğrencilerime de söylediğim gibi, dönüp geçmişinizi sorguladığınızda harcadığınız emekler ve sonucunda size ait başarılarınız varsa, bundan büyük keyif olamaz.Kendinize yaptığınız bundan büyük yatırım olamaz. Geçmişiniz geleceğinize de ışık tutacaktır.
Eğer üzerinizde başkalarının emeği sizinkinden çoksa; tüketmişsiniz, yaşamamışsınız demektir. Oysa yaşamak, üretmek, çalışmak, paylaşmak, sevmek ve düşlemek demektir.Umut demektir. Bir öğrencimin bu yıl bana söylediği bir sözle bitiriyorum. Bahar’ın kulakları çınlasın.
” Öğretmenim siz bana, çalışınca gerçekten yapılabileceğini öğrettiniz.”
Ne mutlu bana! Ne mutlu Bahara!
Ne mutlu çalışan, düşünen, sorgulayan, üreten, seven, umut eden insanlara!
( * ) Selda Altınbulak
Kaynak:http://www.acilimmatematik.com
Ben bir matematik öğrencisi ve öğretmeniyim.Konumuzu belirlemeden hiçbir şey anlatamam. Bir çoğunuz sanırım bu noktada tam bu noktada okumayı bıraktı.”iiih matematik mi?” İşte bende anlamadığım, sevmediğim, korktuğum ve kaçtığım bu serüvenin içinde buldum kendimi.Tahmin ettiniz herhalde.Konumuz: Matematik denilince aklımıza gelenler
“…Bizim bir matematik öğretmenimiz vardı…” Hemen hemen herkes bu cümleyi geçirdi içinden ve benimle tanışan herkes fırsatını bulup bana anlattı. Sabırla dinledim ve bende kendi hikayemi anlattım onlara, sağ olsunlar, sabırla dinlediler.
Hikayem geliyor, geldi.!
İlkokul ve ortaokul yılları boyunca matematiği yapamıyor, anlamıyor ve sevmiyor…sonuçta kaçıyordum.Mazeretler buldum yıllarca bunun için, vardı da gerçekten. 5 buçuk yaşında İzmir’in Urla ilçesinin Çeşmealtı köyünde başladım okula.Her gün 2 km uzaklıktaki Güvendik tepesindeki lojmanımızdan yürüyerek, çoğunlukla da babamın omuzlarında, gidip gelerek.Okula başladıktan 2-3 ay sonra yaşıtlarımdan küçük olmamın ve fiziksel şartların zorluğundan olacak okuldan sıkılmaya başlamışım.Annem öyle söylüyor, daha çok evcilik oynamayı istiyormuşum, okula bebeklerimi götürüyormuşum. :) Bir ayrıntı, maalesef ilkokulda 4 yıl boyunca babam dır öğretmenim.Öğretmen babamın olmasından ve benimde öğretmenim olmasından hep gurur duymuşumdur fakat psikolojim açısından yanlış bir başlangıçtı.
Babam kızı olsam da acımadan hatta acımasızlıkla vermiş geçerleri – ortaları. Hala hesap sorarım babama ”aşk olsun insan kızına bu kadar insafsız olmaz.” İyi ki benim babam dürüst bir insan, gerçek bir eğitimciydi. Bende çok büyük emeği vardır, annem ve babam en büyük öğretmenim olmuşlardır.Sağ olsunlar. Emeği olan herkes sağ olsun.
Ortaokul hayatımda başka bir başarısızlık öyküsüdür. İzmir’in Konak İlçesine bağlı İyiburnaz İ.Ö.O. dur, bu sefer adres. Gece kondu semtidir. Çocukluğumun adreslerini hep özlemle anarım, lafı uzatmayayım.Ortaokulda da matematiğim zayıftır, 3 yıl boyunca. Burada parantez açmalıyım( mazeret geliyor) ortaokul matematik öğretmenim sayın Halil Yılmaz’a bir çift lafım olacak.
Düşünün ki siz bir çocukmuşsunuz ve Matematik öğretmeniniz her ders yanınızda arkadaşlarınızdan birine sözel veya fiziksel şiddette bulunuyormuş.Ertesi gün ders programınızda matematik gördüğünüzde numaradan karın ağrısı çıkartıyormuşsunuz okula gitmemek için , öyle ki bir gün tahtaya kalktığınızda korkunuzdan altınıza bile yapmışsınız… Ve sonunda yıllarca süren emek sonunda korkunuzu yenip, aslında korktuğunuz Matematik değil onun size yaşattığı, arkasından gelenler olduğunu görüyor ve en güzeli de büyüyüp Matematik öğretmeni oluyormuşsunuz. Ve bir gün bu öğretmeninizle karşılaşmışsınız, Ona ne söyler siniz?
Bir satır laf oldu ama kusuruma bakmayın. Gelelim “rocky” filmlerin deki gibi savaşmaya başladığım zamana. Ortaokul da 3 yıl boyunca Matematiğim zayıf gelince ağustostaki sınavlara kaldım ve sınavı geçemezsem mezun olamıyordum. Bu korkuyla ders çalıştığımı daha doğrusu çalışmaya çalıştığımı hatırlıyorum ki ders çalışmayı bilmiyordum. Benim yaşıtım fakat benden bir sınıf küçük olan (adını hatırlamıyorum, özür dilerim komşu kızı ) arkadaşıma gidip öğrenmeye çalıştım.
Ağustos geldi ve sınava girdim.10 üzerinden 5 almış ve geçmiştim fakat, o zaman kötü haber saydığım, bir haber af çıkmıştı. Sınava giren herkes mezun olacaktı. Hayal kırıklığıydı benim için. Oysa yaz tatilim kabus olmuştu.Fakat çok geçmeden hemen 1 yıl sonra faydasını görmeye başlamıştım. Lise1 in ilk döneminde (ki kredili sistemin ilk mezunlarındanım) Matematiğim yine zayıftı. 2. dönem ise 5 üzerinden zar zor 2 ile geçebildim. İşte savaşım başlamıştı!
Lise 2 tam bir zaferdi. Matematiğim 4 geliyordu, derslerde parmağım sürekli havadaydı, hatırlıyorum da bir derste 3-4 defa tahtaya kalkardım.
Peki ne değişmişti?
Öncelikle gönülden saygı duyduğum Matematik Öğretmenim sayın Canan Karslıoğlu’na teşekkür ediyorum. Benim modelim olmuştur. Evet öğretmenim değişmişti, büyümüştüm ama en önemlisi ben değişmiştim. Sürekli yılmadan çalışmış, emeklerimin karşılığını almaya başladıkça daha çok emek harcamış ve daha çok karşılık almıştım.
Hani bisiklete binmek gibi. Önce yapamayacağınızı düşünüp, uzak durursunuz, yapanları izlersiniz (kaçış), sonra denemeye başlarsınız ve sürekli düşersiniz( emek harcama ve sonuç o an için alamama) , sonra 1-2 pedal çevirirsiniz tek başınıza (yapabiliyorum dersiniz, yüreklenirsiniz, kendinizi yüreklendirirsiniz, inanırsınız), daha çok emek harcarsınız ve pedal sayısı artar, bir bakarsınız Nuriye teyzelerin evin önüne kadar gitmişsiniz ( sonra çıta hep yükselir), sokağın başına kadar, sonra yokuş aşağı, yokuş yukarı, hızlı, sonra birilerini arkanızda taşırsınız, sonra tek elle, bisikletinizin önünü kaldırırsınız, ayakta sürersiniz, … sınırsız bir keyiftir ta ki karanlık çöküp anneniz hatta babanız sizi çağırana kadar.
Ben de bu süreci anlayacağınız üzere sadece bisiklete binmekte değil Matematik de de yaşadım, başardım ve çıtam bitmiyor, her zaman daha iyisi, daha çok, daha yükseği…darısı başınıza!
Sebat sözcüğünü çok seviyorum. Sebatla ve aşkla, sevgiyle yani yüreğinizi de koyarak yaptığınız her emek karşılık bulur diyorum. Yaşamım bunun kanıtıdır.
Son söz olarak da öğrencilerime de söylediğim gibi, dönüp geçmişinizi sorguladığınızda harcadığınız emekler ve sonucunda size ait başarılarınız varsa, bundan büyük keyif olamaz.Kendinize yaptığınız bundan büyük yatırım olamaz. Geçmişiniz geleceğinize de ışık tutacaktır.
Eğer üzerinizde başkalarının emeği sizinkinden çoksa; tüketmişsiniz, yaşamamışsınız demektir. Oysa yaşamak, üretmek, çalışmak, paylaşmak, sevmek ve düşlemek demektir.Umut demektir. Bir öğrencimin bu yıl bana söylediği bir sözle bitiriyorum. Bahar’ın kulakları çınlasın.
” Öğretmenim siz bana, çalışınca gerçekten yapılabileceğini öğrettiniz.”
Ne mutlu bana! Ne mutlu Bahara!
Ne mutlu çalışan, düşünen, sorgulayan, üreten, seven, umut eden insanlara!
( * ) Selda Altınbulak
Kaynak:http://www.acilimmatematik.com
Matematik Bütün Dünyamı Altüst Etti
Hayallerim X’in Başladığı Yerde Sona Erdi ! (*)
Şeffaf tertemiz bir dünya idi önceleri yaşadığım. Bilmediğim pek bir şey yoktu. Her şeyi doğru bildiğim anlamına gelmese de biliyordum işte. Yanlış ta olsa biliyordum. Pamuğun gökyüzündeki bulutlardan indirildiğini,seyahatlerde hızla akıp gidenin araç değil yol olduğunu bilirdim. On bölü ikinin sonucu yirmi ediyordu ve ben bunu ikiye bölerek yediğimiz zeytinlerden biliyordum. Yanlış ta olsa biliyordum işte…
Önceleri yaşadığım dünyada herkesin yaşı bilinir,bilyeler adilce bölüşülür,eşitsizliklere yer olmazdı. Sayılar bilirdik en reelinden. 10 rakamdan oluşan ve üttüğüm,çoğu zaman da ütüldüğüm bilyelerin, bir de kaç kez yatıp kalktığımızda bayram olacağının hesabını yaptığımız sayılar…Bir havuzumuz vardı tulumbayla su çektiğimiz lakin alttan değil üstten boşaltırdık. Ne işçiye verecek ne de alış veriş yaptığımızda üstünü alacak kadar paramız olmadı hiçbir zaman.
Gel zaman git zaman,okula başladığım zaman değişiverdi dünyam. Okulun ilk günüydü ve öğretmenim topal biriydi. Ve ben, işte o gün hayatımda bir şeylerin aksayacağını anlamıştım. Koyvermedim kendimi. Doktor olacaktım çünkü. Çocuktum,ne olmak istiyorsun sorusunun en sık sorulduğu yaşlar işte. Doktor derdim hem de çocuk doktoru. Parası boldu ve çocuklar da sürekli hastalanıyordu. Çocuktum işte,paradan daha değerli değerli şeylerin bilincine erişemediğimiz dönemler yani. İlkokul beşe kadar dört işlemdi gördüğümüz ve ben dördünde de en iyisiydim. Kıvrak zekamla kavramıştım hepsini. Hatta 10 /2 nin 20 değil 5 olduğunu bile öğrenmiştim.
Doktor olmayı istiyordum dedim ya! Ta ki onu tanıyıncaya kadar… Onu tanıyınca tanıdım kendimi,tanıyınca onu değişti dünyam. Gizemli yanı, doktorculuktan vazgeçirdi beni. Zoraki bir vazgeçişti bu. Bu tanışma hayal dünyamın temeline konulan dinamitti ve kopuvermişti bir yanım. Bir bilinmeyenle tanıştığım o gün anlamıştım doktor olamayacağımı. Şimdiye dek bize çarpı olarak öğretilen şeyin aslında bilinmeyen bir şey olduğunu söylüyordu bir ses. X bilinmeyendi, ki ben de hiçbir zaman bilemedim onu.
Doktorluk sayısal bölümdü,x te bilinmeyen bir sayıydı ve benim sayılarla aram dört işlemin bittiği yere yani x in başladığı yere kadardı. Biri yetmezmiş gibi y ve z yi de eklemişlerdi.
Alfabe harfleriydi bunlar öyle biliyordum. Bu harflerle bildiğimiz kelimeler inşa ederdik. Çoğaldıkça bilinmeyenler,küçüldüm sıramda,kısıldı sesim . Matematikti dersin adı, kalkan parmaklar arasında yerini alamadı bir gün bile parmağım. En iyinin ben olmadığımı anlamıştım artık.
İlk kopyamı matematikten çektim,ilk tokadı matematikçiden yedim, ilk zayıfımı da matematikten aldım. Bildiğim dünyamı alt üst ediyordu matematik. Kurmaya çalıştıkları yeni dünyada kadınların yaşı,erkeklerin maaşı soruluyor,havuzların dibi deliniyor,bilyeler eşit bölüşülmüyor, eşitsizlikler yaygınlaşıyor üstüne bir de basit görülüyordu. Faiz yeniyor,işçi hakkı yeniyor,var olan problemi çözmektense hep çözülecek yeni problemler üretiliyordu…
İşte bu yüzden,bu yüzdendir ki barışmadı yıldızım bilinmeyenlerle. Hayallerimin hırsızını sevemedim bir türlü.
(RÜYALARI GERÇEKLEŞTİRMENİN EN KISA YOLU UYANMAKTIR.)
(*)M. Emin SÜTÇÜ
KAYNAK:http://terskare.blogcu.com
Şeffaf tertemiz bir dünya idi önceleri yaşadığım. Bilmediğim pek bir şey yoktu. Her şeyi doğru bildiğim anlamına gelmese de biliyordum işte. Yanlış ta olsa biliyordum. Pamuğun gökyüzündeki bulutlardan indirildiğini,seyahatlerde hızla akıp gidenin araç değil yol olduğunu bilirdim. On bölü ikinin sonucu yirmi ediyordu ve ben bunu ikiye bölerek yediğimiz zeytinlerden biliyordum. Yanlış ta olsa biliyordum işte…
Önceleri yaşadığım dünyada herkesin yaşı bilinir,bilyeler adilce bölüşülür,eşitsizliklere yer olmazdı. Sayılar bilirdik en reelinden. 10 rakamdan oluşan ve üttüğüm,çoğu zaman da ütüldüğüm bilyelerin, bir de kaç kez yatıp kalktığımızda bayram olacağının hesabını yaptığımız sayılar…Bir havuzumuz vardı tulumbayla su çektiğimiz lakin alttan değil üstten boşaltırdık. Ne işçiye verecek ne de alış veriş yaptığımızda üstünü alacak kadar paramız olmadı hiçbir zaman.
Gel zaman git zaman,okula başladığım zaman değişiverdi dünyam. Okulun ilk günüydü ve öğretmenim topal biriydi. Ve ben, işte o gün hayatımda bir şeylerin aksayacağını anlamıştım. Koyvermedim kendimi. Doktor olacaktım çünkü. Çocuktum,ne olmak istiyorsun sorusunun en sık sorulduğu yaşlar işte. Doktor derdim hem de çocuk doktoru. Parası boldu ve çocuklar da sürekli hastalanıyordu. Çocuktum işte,paradan daha değerli değerli şeylerin bilincine erişemediğimiz dönemler yani. İlkokul beşe kadar dört işlemdi gördüğümüz ve ben dördünde de en iyisiydim. Kıvrak zekamla kavramıştım hepsini. Hatta 10 /2 nin 20 değil 5 olduğunu bile öğrenmiştim.
Doktor olmayı istiyordum dedim ya! Ta ki onu tanıyıncaya kadar… Onu tanıyınca tanıdım kendimi,tanıyınca onu değişti dünyam. Gizemli yanı, doktorculuktan vazgeçirdi beni. Zoraki bir vazgeçişti bu. Bu tanışma hayal dünyamın temeline konulan dinamitti ve kopuvermişti bir yanım. Bir bilinmeyenle tanıştığım o gün anlamıştım doktor olamayacağımı. Şimdiye dek bize çarpı olarak öğretilen şeyin aslında bilinmeyen bir şey olduğunu söylüyordu bir ses. X bilinmeyendi, ki ben de hiçbir zaman bilemedim onu.
Doktorluk sayısal bölümdü,x te bilinmeyen bir sayıydı ve benim sayılarla aram dört işlemin bittiği yere yani x in başladığı yere kadardı. Biri yetmezmiş gibi y ve z yi de eklemişlerdi.
Alfabe harfleriydi bunlar öyle biliyordum. Bu harflerle bildiğimiz kelimeler inşa ederdik. Çoğaldıkça bilinmeyenler,küçüldüm sıramda,kısıldı sesim . Matematikti dersin adı, kalkan parmaklar arasında yerini alamadı bir gün bile parmağım. En iyinin ben olmadığımı anlamıştım artık.
İlk kopyamı matematikten çektim,ilk tokadı matematikçiden yedim, ilk zayıfımı da matematikten aldım. Bildiğim dünyamı alt üst ediyordu matematik. Kurmaya çalıştıkları yeni dünyada kadınların yaşı,erkeklerin maaşı soruluyor,havuzların dibi deliniyor,bilyeler eşit bölüşülmüyor, eşitsizlikler yaygınlaşıyor üstüne bir de basit görülüyordu. Faiz yeniyor,işçi hakkı yeniyor,var olan problemi çözmektense hep çözülecek yeni problemler üretiliyordu…
İşte bu yüzden,bu yüzdendir ki barışmadı yıldızım bilinmeyenlerle. Hayallerimin hırsızını sevemedim bir türlü.
(RÜYALARI GERÇEKLEŞTİRMENİN EN KISA YOLU UYANMAKTIR.)
(*)M. Emin SÜTÇÜ
KAYNAK:http://terskare.blogcu.com
Etiketler:
bilinmeyen,
dayak,
kopya,
maematikçi,
matematik,
matematik korkusu,
memin sütcü,
x,
y,
z
Matematik Korkusunu Nasıl Aştım
Bütün Savaşlar Önce Beyinde Kazanılır ! ( * )
STRESE KARŞI KENDİ KENDİNE KONUŞMANIN GÜCÜ
Sevgili öğrenciler, Sınava gireceğiniz için yazı dizime ara verip, hayallerinizi her durumda gerçekleştireceğinizi göstermek adına tüm samimiyetimle kendi tecrübemi kaleme aldım. Kendi öykümün size yol açacağını umuyor, başarılar diliyorum…
Tüm stres verici durumlarda kendi kendinize etkili konuşmalar yaparak, duygusal geriliminizden kurtulabilirsiniz. Şu sözü çok severim: “Bütün savaşlar önce beyinde kazanılır.” Bunu bizzat yaşadığım için size kendi yaşamımdan örnek vereceğim. Derseniz ki o zaman bu tekniği size öğrettiler mi? Hayır öğretmemişlerdi. Ancak iş hayatına atıldığımda öğrencilerimin duygusal gerilimlerini pratikçe çözen teknik araştırırken kendi kendime bulduğum bu tekniklerin psikolojik teknikler içerisinde çok etkili olduklarını görünce çok şaşırmış ve kendimle gurur duymuştum. Siz çözüme inanın; gerisini beyniniz halleder Buna en iyi örnek, belki günlerce çözmediğiniz bir problemi rüyanızda çözmeniz. Bu da beynin güçlüce arzu edilmiş her şeyi yerine getirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda rahatlamış zihinde problemin kolaylıkla çözüldüğünü görüyoruz. Uyku ya da dinlenme anında bulduğumuz çözümler bunu göstermiyor mu sizce de? Bu demektir ki; hepimizin beyni aynı işleyişe sahip olduğuna göre soğukkanlı davranarak çok işler yapacaksınız…
KENDİ BAŞARIMI DEŞİFRE EDİYORUM : SİZ DE BAŞARACAKSINIZ !
ÇOCUKLUĞUMDA BEN DE KENDİME GÜVENSİZDİM !!!
İlkokuldan başlayan bir duyguyla kendimi orta seviyede bir öğrenci olarak görüyor, zeki öğrencileri hayranlıkla izliyordum. Onların nasıl yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sohbet sırasında konuşmayı başarılı oldukları bir konuya getirip nasıl öğrendiklerini, nasıl başardıklarını detaylıca sorgular, anlamaya çalışırdım; bu işin sırrı ne? Ailem için zeki insanlar gurur verici insanlardı. Bende onların önem verdiği bu şeye sahip olmak istiyordum. Babam bankacıydı. Çok çalışkan ve entelektüel bir insandı. Yoksulluğun acımasızlığında ve sevgisizliğin koynunda acıyla geçen bir çocukluktan, azminin büyüklüğüyle banka yöneticiliğine kadar gelmişti. Filozofça konuşmayı çok severdi. Okur, araştırır, düşünür ve ortaya bilgece bir sentez çıkarırdı. İnsanı boğmadan kısaca tam yerinde sözler söylerdi. Bundan keyif alırdı. Bunu nasıl yapıyor diye sürekli onu incelerdim. Ondan çok etkilenirdim. Hayrandım babama. Her şeyi bilirdi. Ne çok şey biliyor! diye düşünür, ona her konuda güvenirdim. Çekinirdim kendisinden; çok disiplinliydi. Varsa yoksa çalışkan yaşamak ve bir şeyler üreterek insanlığa faydalı olmaktı yaşam felsefesi. “Her insanın bir yaşam felsefesi olmalı.Yaşam felsefesi olmayan adam bir işe yaramaz!” derdi. Düşünce derinliğinin ve bilgi birikiminin kültürlü olmanın erdemlerini vurgular, bundan da taviz vermezdi. Prensipli ve şerefiyle yaşayan insan olmak onun için çok önemliydi. Çocuklarında da buna önem verdiğini kararlı ve güçlü bir sesle vurgulardı. Ona çok şey borçluyum. Örnek bir insandı herkese. Onu göz altından izlemek, o ne yapıyorsa onu yapmaya çalışmak bir zevkti.
Kendisini örnek aldığımı hisseder miydi bilmem ama ben onu gizlice takip ediyordum, çocuk aklının gizliliğinde… Onun övdüğü zeki, çalışkan ve başarılı insanlar gibi olamadığımı düşünüyordum. Ama hep Allah’a dua ederdim: “Allahım çok zeki ve etkileyici bir insan olayım. Bende süper zeka olayım. Herkes bana hayran kalsın. Peşimden insanlar beni dinlemek için gelsin. ”
Annemin sert ve acımasız tavırlarıyla, babamın matematik ve fen dersiyle ilgili sorularımı cevaplarken ki sinirli ve sert yaklaşımıyla ve ilkokul öğretmenimin anlayış eksikliğiyle çekingen ve kendine güvenemeyen insan olmuştum. Genellikle matematik ve fen dersi ödevlerini korka korka yapardım. Ya yanlışsa ya öğretmen beni tahtaya kaldırır, rezil olursam. Sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçerse! Beni tembel ve başarısız buluyorlar diye kahroluyordum zaten.. Her gün beni tahtaya kaldırmasınlar diye dua eder, kalkmadığım gün okul bitip dağılırken içimden büyük bir sevinçle “Oh be dünya varmış” derdim. Büyük bir sevinç ve hafiflemişlikle tüm sokakların sahibi gibi özgürce arkadaşlarımla oynamaya koşardım. Akşamları yapardım ödevlerimi.
BABAMIN İSTEĞİYLE FEN BÖLÜMÜNDE OKUDUM
Bu matematik ve fen dersi korkusu lisede de devam etti. Babamın çok önemsemesiyle fen bölümünde okuyordum. En çok zorladıkları dersler sayısal dersler olduğu için korkudan öğrenemiyordum; başarısızdım genelde. Sözel derslerin üstüne düşmedikleri için, onlarda çok başarılıydım ve çok seviyordum o dersleri. Kendimi buluyordum. Bu şekilde yarım yamalak hazırlıkla son sınıfta sınava girdim. Düşük puan alarak, ÖYS de sayısal tercihlere yerleşemedim. Bir yıl daha hazırlanmam gerekti.
İLK KEZ DÜŞÜNCEMİ AÇIKLAYINCA BABAM ÇOK ŞAŞIRDI !
Kazanamadığıma çok sevindim bir yandan. Bu kez ailem bana kızacak bile olsa sözelden hazırlanacaktım. Bir süredir avukat:”- “ Ben sözel derslerde çok başarılıyım. Sende sınav sonuçlarından görüyorsun baba. Sayısalı yapamıyorum. Hukuk okumak istiyorum. Siz isteseniz de istemeseniz de ben sınava sözelden giriyorum.” dedim.
Babam çok şaşırdı ve beni dinledikten sonra bocalayarak konuştu: “Sen kararını vermişsin bir şey diyemem. Hukukta çok güzel bir bölüm. Kendin için hazırlanıyorsun. Kararına sahip çık. Sen bilirsin! dedi. Bende içimdekini söylemenin huzuruyla sevinerek, salona, her zamanki köşeme kitap okumaya gittim. ‘Unutulmuşlar Meleği’ isimli yabancı bir yazarın kitabını okuyordum. Oradaki doktor terkedilmiş cüzzamlı hastaları kurtarıyor onların meleği oluyordu. Bende suçsuz insanların meleği olacaktım.
Hayallerimin coşkusuyla dershaneye başlamıştım. Babam maddi sıkıntılarını öne sürerek: “Lisede iki yıl dershaneye gittin. Artık evde çalış. diye baskı yapmaya başladı. Bende dershaneyi araya koyarak: “ Bu yıl kazanacağım.Beni vermeyin.” diye ağladım. Onlarda devreye girdi babamı ikna etti. Borcunu ertelediler. Evde dursam kesinlikle çalışamayacağımı biliyordum. Annem beni rahat bırakmazdı. Tek bildiği: “ Komşunun kızları annesine sürekli iş yapıyor. Tek sen yapmıyorsun. Kitap kitap! Neymiş bu okumak? Yarın senden iş isterler. Koca kız oldun artık…
İLERLEDİĞİM HER ADIMDA KENDİMİ TAKDİR EDERİM !
Dershaneye başladığım ilk günden beri, bu benim için çok büyük bir fırsat diyerek derslerimi günü gününe takip ettim. “Matematiği de hukuk için öğreneceğim.” dedim. Tek bildiğim hedefime varmaktı. Çok çalıştım, kafa yordum. Matematiği rasyonel sayıları tam öğrenerek geliştirdim. Öğretmenin anlatmadığı ve hiç bilmediğim matematik konularını bile kaynakların konu anlatımlarına çalışarak, notlar tutarak, ısrarlıca çalışıp kendi kendime öğreniyordum.
Kafayı taktım bir kere. Her ilerlememde kendi kendimle gurur duyuyordum. Bir buçuk ay sonra sınıf içinde matematik problemlerini hızlı yapmayı öğrendiğim gibi beynimde yapmaya da çalışıyordum. Ve nitekim bir süre sonra artık kağıt kalem kullanmadan beynimde çözerek, hızlıca cevap veriyordum. Çok şaşırmıştı herkes. Çünkü beni bu şekilde tanımıyorlardı. Kazanamamak kelimesini kaldırmıştım, sözlüğümden. Bu iş ya olacak, ya olacak diye sürekli çalışıp, çözüm ürettim. Üniversitesiz bir hayat düşünmedim. İsmi olan bir üniversite okuyacaktım. Sıradan bir yeri okumak istemiyordum…
Ders çalıştığım salon klasik, sözsüz müziklerin kısık sesinde büyüyordu, hayal bahçemin büyüklüğünde… Müzikle ders çalıştım ama hep kısıktı sesi. Bazen konularda çok ilerlediğimde, zorlu problemleri çözdüğümde, zor görünen bir konuyu tam öğrendiğimde, hareketli bir müzik koyuyor son seste sevinç dansları ediyordum, çılgınca… Zaman zaman dünya klasiklerini de okuyordum, ders aralarında. İçimden o yıl belki iki bin kez “kazanacağım. Başaramayacağım hiçbir şey yok.” demişimdir, coşkuluca. Sürekli hayalimi bir dakika sonra oluverecekmiş gibi gözümün önünde tuttum. Başkalarıyla konuşurken bile hayalimin içindeki avukat Tülay Hanım olarak konuşuyordum; farkında değillerdi. İşte hayal böyle kurulur. İçinde yaşanılmayan, derinden hissedilmeyen, sizde güçlü arzular uyandırmayan hayal, hayal değildir.
HER ŞEYİ BEYNİMDE PLANLAMAYI SEVİYORUM !
Kağıt üzerinde bir programım yoktu. Öyle gerçekçi olmayan sabitlenmiş saatlere gelemem. Özgür ve duruma göre çalışma yapmayı severim. Doğrusuda budur. Hayranı olduğum büyük önder Atatürk’te durumu görmeden plan yapmazmış. Bende hala öyleyim; ortamın iklimine göre kafamda planlar yaparak daha etkili çalışırım. Tabi çalıştığım konuları, çözdüğüm çözmediğim testleri vb her şeyi kafamda takip ediyordum. Duruma göre tekrarlar yapıyor, soru çözüyordum.
Hem günlük işlenilen konuları çalışıyor hem de geçmiş konuların hangi aşamasındaysam onları en iyi hale getiriyor ya da seviyesini koruyordum. Eee bir kafa taşıyorsam hakkını vermeliydim. Beynimi ben çalıştırmazsam kim çalıştırırdı? Ya sizinki kimin elinde? Başarılı ve etkileyici insanları örnek aldım, onlara sezdirmeden başarılarının ya da etkileyiciliğinin sırlarını öğrenmeye çalıştım; kendime uyarladım. Her insanın kişiliğinde, çevresindeki olumlu örneklerin gücü kadar, iz oluşur.
Hayatımda bu yıl çalıştığım kadar hiç çalışmamıştım. Son bir buçuk ay her gün, 2-3 saatlik uykuyla duruyordum ama büyük bir enerjiyle hayalime sıkı sıkıya sarılı çalışıyordum. Hayal kuruyor, hayalimle coşuyor, hemen arkasından bir soru daha bir konu daha diyordum, İçimden defalarca slogan attım, kitap ve defter sayfalarında hukuku ve kendimi avukat olarak görerek çalıştım. Defterlerime, kitaplarıma, testlerime sloganlar, etkili sözler yazdım. İçten hayal kurmak, derinden coşkulu bir slogan atmak bir zevkli ki anlatamam. Kendim için diyorum: bir tohumu bir çınar yapmak eşsiz bir büyüydü.
O dualarla başarılı olmak isteyen, kırık yürekli küçük kız, çalışmanın ellerinde yeşeriyordu. Şartlarındaki olumsuzluklarla işi yoktu. Elindekilerden bir hayat yaratmaya çalışıyordu. Kendi gücüne dayanıyordu. Babam alın terini sürekli överdi. Alın terinin ne olduğunu, zevkini ve derinin büyüklüğünü o çalışmada anladım. O verdiğim mücadele ile hala gurur duyarım…
Çocukluğumun karanfil kırılganlığındaki yollarında, yaşadığım ve verdiğim mücadeleleri, üniversite yıllarımı ve sonrasını anlatsam gerçekten tüm duyguları aynı anda yaşayacağınız etkileyici ve şaşırtıcı bir roman olur.
Neyse, ekonomik sıkıntımızdan dolayı babama yük olmamak için sadece iki tane konu anlatımlı matematik kitabı ve bazı sayıları eksik ÖYS hazırlık dergisi vardı elimde. Varım yoğum bu kadardı. O zaman her dersin tüm konularından sorumluyduk, ÖYS de. Bu kadar kaynağımla çok iş yaptım. Konuların mantığını kavradıkça her tip soruyu yapabiliyordum. Ders çalışırken çok eğlenirdim; kimi soruyla dalga geçer, kiminin canına okurdum. Kimiyle kimsesiz çocukları kurtaracağım ilerde hadi bunu da yap. Yaparsan kurtarırsın derdim. Kimiyle ben çok güçlüyüm diye içimden haykırırdım sonra da eğlenerek masada trompet çalardım. Sınavlarda dikkatsizlik yaşayınca gözümü iyice açarak ben dikkatli bir insanım diye diye gözüme ilk çarpan şeye iyice bakar; üstünde çizgi, leke, renk farklılığı, işaretler vb ne var ne yoksa bulurdum.
İlk başta günde bir çok kez yaparak 4-5 gün sıklıkla yapmıştım. Bu şekilde dikkatimi arttırdım. Bu teknik işe yaradığı için ara ara da tekrarladım Okumayı çok seviyordum. Halada çok okurum. Okudukça dünyam büyüdü. Hala da büyüyor. Her ilerlemem ve gelişmemde kendimle gurur duyarım: Çok zorlu yollar aştım. Bir söz vardır: ‘Rüzgar ne kadar kuvvetli eserse ağaçlarda o kadar sağlam olur.’ Gerçekten de ünlü filozof Nietzsche de: ‘Beni öldürmeyen her sorun, beni daha çok güçlendirir.’ diyerek sorunların aynı zamanda insan gelişiminin bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Yaşam tecrübelerimde bunu doğruluyor. Yoksa gücünüzün nerelere uzanacağını nasıl anlayacaksınız?
SON GÜN DAHİ ÇALIŞTIM; SINAV GÜNÜ BAŞIMIN ARKASINDA UR ÇIKTI SANDIM !!!
Ertesi gün 1993 ÖYS var. Ancak ben hala saat 21.30 olmuş yoğun bir şekilde çalışıyorum. Kafam duracak korkusuyla kalktım masanın başından. Kafamın her yeri uğulduyor. Çok sıkmışım kendimi. O güne o saate kadar çok yoğun çalışmıştım. Masadan kalktığımda bile hala konu eksiklerim vardı. Kaynak eksikliği ve dershanede bazı konuları göstermemişlerdi. Neyse yeter bu kadarı demiştim. O kadar sıkmışım ki kendimi her şey dönüyor etrafımda.
Neyse biraz evin içinde gezindim ve yattım. Kafamda hayaller, formüller, uğultular dört dönüyor. Uyuyamazsam ne yaparım dedim. Bir an tedirgin oldum. Sonra kendimi kontrol altına alarak, ne olursa olsun bu sınavdan başarıyla çıkacağım dedim. Zar zor uyumuşum. Ertesi sabah erkenden babam kaldırdı, beni. Gözümü zor açıyorum. Uykumu tam alamamışım.
Ama tam başımı kaldıracağım yataktan ağır bir baş ağrısı ve kafamın içinde zonklama. Eyvah migrenim tutmuş. Tam zamanı. Kalktım içimde bir heyecan. Başımın arkasında ense tarafında sanki iki tane orta boy patates asılmış. Ur çıktı zannettim, korktum bir an. O korkuyla hemen yokladım. Elime bir şey gelmedi. Ama çok eminim: Var. Orada bir şişlik var. Hissediyorum. Bir aynanın önünde durup başka bir aynayla enseme doğru baktım: Yok. İnanamadım babamlara sordum: “Yok bir şey.” “Emin misiniz?” “Yok kızım eminim.” Sonra kendi kendime: “Hızını alamazsan işte böyle olur. Tamam önemseme artık” dedim kendi kendime.
Kahvaltı edip, sınav gereçlerini aldıktan sonra babamla sınav yerinin yolunu tuttuk. Kafamdaki ağrı canımı yakıyor. Migrenim tutunca dikkatimi zor topluyorum: Bu sınava sedyeyle bile gitsem kazanacağım.” diyerek sınav salonuna girdim. Kafamın içini boş tutmaya çalıştım. Etraftaki insanları robot gibi izledim duygusuzca… Bulduğum bu yöntem kendimi dış etkilere karşı koruma kalkanıydı. Of! Başım ne zonkluyor ama! Normalde bu ağrıda dayanamaz ağlardım.
İlk sınav kitapçıkları dağıtıldığı zaman sayfalarına göz attım. Bildiğim bazı konular gözüme çarptı. Sevindim. Bu sınavı, başaracağım dedim. ilk Türkçe’den başladım. Ama ilk beş altı soruyu yapamadım. Soğukkanlı davranıp her sayfadaki gözüme çarpan kolay soruları yaparak ısınma turu attım. “ Haydi dayan Tülay hukuk için.” diye diye ilerlerken bir yerde beynim durdu. İtekliyorum çalışmıyor. Şakaklarımı ovaladım. Bir an korktum, kilitleniyorum sandım. Sakin ol dedim içimden. Sakin ve huzurluyum diyerek hissini içime yaydım, korkuyu büyütmedim ve ne yapabilirm diye hızlıca düşündüm. Uzun süredir, çözüme odaklı davrandığımdan beynimde hemen şu düşünce oluştu. Gözlerini kapa ve beynini boşa al.
Elimle gözümü kapattım. Uzayı getirdim aklıma. Sarı kısa bir saman tanesi uzayda kayarak gözümün önünde ilerliyordu. Boş boş bir süre baktım ona. Düşünce geleceği zaman: “ O saman tanesi benim ve beynim yok” hissini uyandırıp kafamı bu şekilde boş tuttum. Bunu 3-4 dakika yaptım. Gözlerimi açınca kafam o kadar dinlenmişti ki. Tazelenmiş bir enerjiyle devam ettim. Hukuk için derken yaptıklarım gözüme az geldi ve bilmediğim bazı soruları da yaptım tabi. Bu yaptığım sonradan gördüm ki bana bayağı puan kaybettirmişti.
Beynimin yorgunluğundan ve zorlu ağrıdan zaman zaman bir kağnıyı itekler gibi zor hareket ettim. Soruları turlayarak çözdüm. Böylece kafamı gereğinden fazla zorlamadığım gibi, zaman kazanıyordum, tüm sorular için. Başımı elime dayayarak, ara sıra kısa kısa dinlendirerek güç topladım. Elimden gelenin en üst sınırını zorlayarak, kendimi sınav boyunca motiveli tuttum. En büyük sınav kriz anlarında güçlü davranabilmektir.
Biliyor musunuz; benim sınava ilk çalışmaya başladığımdan bu yana motivasyonum çok güçlü, bir şekilde devam etmişti. Bunun nedeni yazımın içinde gördüğünüz gibi kendi kendime konuşarak, sürekli olumlu heyecan verici, motive edici ve güçlendirici konuşmalar yapmış olmamdı. Tüm sınav boyunca sınav bitimine kadar kriz anlarında güçlü kalmıştım şimdi de. Farkına varmadan çok güçlü bir tekniği uygulamışım: Kriz ve stres anlarında kendi kendine yol gösteren konuşmalar yapmak. Sınav bitmişti artık. “Oh be!” dedim ve merdivenleri koşarak inip babama doğru koştum. Kendimden emin, verdiğim mücadeleye inanarak: “Baba ben kazandım.” dedim. O da: “Haydi hayırlı olsun!” dedi gülerek.
İÇİMDEKİ ÖZGÜRLÜĞÜ HİSSETTİM !
Eve doğru giderken güneşe bakıyordum ara sıra, gülümseyerek. güneş ışınları tenimden içeri can verir gibi giriyordu. Kutsuyordu sanki beni. Hava enfes kokuyordu. Hafif esen rüzgar yüzümü şefkatle okşuyor, kuşlar benim için şarkı söylüyordu. Zihnimde, bu manzarada bir semazen gibi döndüğümü düşündüm bir süre…Derin bir nefes aldım. Niğde’nin çevre yoluna baktım. Yolcu otobüsleri geçiyordu; kocaman gülümsedim. Bekle beni üniversite geliyorum…
( * ) Tülay ÇALISEKİ KAYNAK: http://www.turkpdr.com
STRESE KARŞI KENDİ KENDİNE KONUŞMANIN GÜCÜ
Sevgili öğrenciler, Sınava gireceğiniz için yazı dizime ara verip, hayallerinizi her durumda gerçekleştireceğinizi göstermek adına tüm samimiyetimle kendi tecrübemi kaleme aldım. Kendi öykümün size yol açacağını umuyor, başarılar diliyorum…
Tüm stres verici durumlarda kendi kendinize etkili konuşmalar yaparak, duygusal geriliminizden kurtulabilirsiniz. Şu sözü çok severim: “Bütün savaşlar önce beyinde kazanılır.” Bunu bizzat yaşadığım için size kendi yaşamımdan örnek vereceğim. Derseniz ki o zaman bu tekniği size öğrettiler mi? Hayır öğretmemişlerdi. Ancak iş hayatına atıldığımda öğrencilerimin duygusal gerilimlerini pratikçe çözen teknik araştırırken kendi kendime bulduğum bu tekniklerin psikolojik teknikler içerisinde çok etkili olduklarını görünce çok şaşırmış ve kendimle gurur duymuştum. Siz çözüme inanın; gerisini beyniniz halleder Buna en iyi örnek, belki günlerce çözmediğiniz bir problemi rüyanızda çözmeniz. Bu da beynin güçlüce arzu edilmiş her şeyi yerine getirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda rahatlamış zihinde problemin kolaylıkla çözüldüğünü görüyoruz. Uyku ya da dinlenme anında bulduğumuz çözümler bunu göstermiyor mu sizce de? Bu demektir ki; hepimizin beyni aynı işleyişe sahip olduğuna göre soğukkanlı davranarak çok işler yapacaksınız…
KENDİ BAŞARIMI DEŞİFRE EDİYORUM : SİZ DE BAŞARACAKSINIZ !
ÇOCUKLUĞUMDA BEN DE KENDİME GÜVENSİZDİM !!!
İlkokuldan başlayan bir duyguyla kendimi orta seviyede bir öğrenci olarak görüyor, zeki öğrencileri hayranlıkla izliyordum. Onların nasıl yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sohbet sırasında konuşmayı başarılı oldukları bir konuya getirip nasıl öğrendiklerini, nasıl başardıklarını detaylıca sorgular, anlamaya çalışırdım; bu işin sırrı ne? Ailem için zeki insanlar gurur verici insanlardı. Bende onların önem verdiği bu şeye sahip olmak istiyordum. Babam bankacıydı. Çok çalışkan ve entelektüel bir insandı. Yoksulluğun acımasızlığında ve sevgisizliğin koynunda acıyla geçen bir çocukluktan, azminin büyüklüğüyle banka yöneticiliğine kadar gelmişti. Filozofça konuşmayı çok severdi. Okur, araştırır, düşünür ve ortaya bilgece bir sentez çıkarırdı. İnsanı boğmadan kısaca tam yerinde sözler söylerdi. Bundan keyif alırdı. Bunu nasıl yapıyor diye sürekli onu incelerdim. Ondan çok etkilenirdim. Hayrandım babama. Her şeyi bilirdi. Ne çok şey biliyor! diye düşünür, ona her konuda güvenirdim. Çekinirdim kendisinden; çok disiplinliydi. Varsa yoksa çalışkan yaşamak ve bir şeyler üreterek insanlığa faydalı olmaktı yaşam felsefesi. “Her insanın bir yaşam felsefesi olmalı.Yaşam felsefesi olmayan adam bir işe yaramaz!” derdi. Düşünce derinliğinin ve bilgi birikiminin kültürlü olmanın erdemlerini vurgular, bundan da taviz vermezdi. Prensipli ve şerefiyle yaşayan insan olmak onun için çok önemliydi. Çocuklarında da buna önem verdiğini kararlı ve güçlü bir sesle vurgulardı. Ona çok şey borçluyum. Örnek bir insandı herkese. Onu göz altından izlemek, o ne yapıyorsa onu yapmaya çalışmak bir zevkti.
Kendisini örnek aldığımı hisseder miydi bilmem ama ben onu gizlice takip ediyordum, çocuk aklının gizliliğinde… Onun övdüğü zeki, çalışkan ve başarılı insanlar gibi olamadığımı düşünüyordum. Ama hep Allah’a dua ederdim: “Allahım çok zeki ve etkileyici bir insan olayım. Bende süper zeka olayım. Herkes bana hayran kalsın. Peşimden insanlar beni dinlemek için gelsin. ”
Annemin sert ve acımasız tavırlarıyla, babamın matematik ve fen dersiyle ilgili sorularımı cevaplarken ki sinirli ve sert yaklaşımıyla ve ilkokul öğretmenimin anlayış eksikliğiyle çekingen ve kendine güvenemeyen insan olmuştum. Genellikle matematik ve fen dersi ödevlerini korka korka yapardım. Ya yanlışsa ya öğretmen beni tahtaya kaldırır, rezil olursam. Sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçerse! Beni tembel ve başarısız buluyorlar diye kahroluyordum zaten.. Her gün beni tahtaya kaldırmasınlar diye dua eder, kalkmadığım gün okul bitip dağılırken içimden büyük bir sevinçle “Oh be dünya varmış” derdim. Büyük bir sevinç ve hafiflemişlikle tüm sokakların sahibi gibi özgürce arkadaşlarımla oynamaya koşardım. Akşamları yapardım ödevlerimi.
BABAMIN İSTEĞİYLE FEN BÖLÜMÜNDE OKUDUM
Bu matematik ve fen dersi korkusu lisede de devam etti. Babamın çok önemsemesiyle fen bölümünde okuyordum. En çok zorladıkları dersler sayısal dersler olduğu için korkudan öğrenemiyordum; başarısızdım genelde. Sözel derslerin üstüne düşmedikleri için, onlarda çok başarılıydım ve çok seviyordum o dersleri. Kendimi buluyordum. Bu şekilde yarım yamalak hazırlıkla son sınıfta sınava girdim. Düşük puan alarak, ÖYS de sayısal tercihlere yerleşemedim. Bir yıl daha hazırlanmam gerekti.
İLK KEZ DÜŞÜNCEMİ AÇIKLAYINCA BABAM ÇOK ŞAŞIRDI !
Kazanamadığıma çok sevindim bir yandan. Bu kez ailem bana kızacak bile olsa sözelden hazırlanacaktım. Bir süredir avukat:”- “ Ben sözel derslerde çok başarılıyım. Sende sınav sonuçlarından görüyorsun baba. Sayısalı yapamıyorum. Hukuk okumak istiyorum. Siz isteseniz de istemeseniz de ben sınava sözelden giriyorum.” dedim.
Babam çok şaşırdı ve beni dinledikten sonra bocalayarak konuştu: “Sen kararını vermişsin bir şey diyemem. Hukukta çok güzel bir bölüm. Kendin için hazırlanıyorsun. Kararına sahip çık. Sen bilirsin! dedi. Bende içimdekini söylemenin huzuruyla sevinerek, salona, her zamanki köşeme kitap okumaya gittim. ‘Unutulmuşlar Meleği’ isimli yabancı bir yazarın kitabını okuyordum. Oradaki doktor terkedilmiş cüzzamlı hastaları kurtarıyor onların meleği oluyordu. Bende suçsuz insanların meleği olacaktım.
Hayallerimin coşkusuyla dershaneye başlamıştım. Babam maddi sıkıntılarını öne sürerek: “Lisede iki yıl dershaneye gittin. Artık evde çalış. diye baskı yapmaya başladı. Bende dershaneyi araya koyarak: “ Bu yıl kazanacağım.Beni vermeyin.” diye ağladım. Onlarda devreye girdi babamı ikna etti. Borcunu ertelediler. Evde dursam kesinlikle çalışamayacağımı biliyordum. Annem beni rahat bırakmazdı. Tek bildiği: “ Komşunun kızları annesine sürekli iş yapıyor. Tek sen yapmıyorsun. Kitap kitap! Neymiş bu okumak? Yarın senden iş isterler. Koca kız oldun artık…
İLERLEDİĞİM HER ADIMDA KENDİMİ TAKDİR EDERİM !
Dershaneye başladığım ilk günden beri, bu benim için çok büyük bir fırsat diyerek derslerimi günü gününe takip ettim. “Matematiği de hukuk için öğreneceğim.” dedim. Tek bildiğim hedefime varmaktı. Çok çalıştım, kafa yordum. Matematiği rasyonel sayıları tam öğrenerek geliştirdim. Öğretmenin anlatmadığı ve hiç bilmediğim matematik konularını bile kaynakların konu anlatımlarına çalışarak, notlar tutarak, ısrarlıca çalışıp kendi kendime öğreniyordum.
Kafayı taktım bir kere. Her ilerlememde kendi kendimle gurur duyuyordum. Bir buçuk ay sonra sınıf içinde matematik problemlerini hızlı yapmayı öğrendiğim gibi beynimde yapmaya da çalışıyordum. Ve nitekim bir süre sonra artık kağıt kalem kullanmadan beynimde çözerek, hızlıca cevap veriyordum. Çok şaşırmıştı herkes. Çünkü beni bu şekilde tanımıyorlardı. Kazanamamak kelimesini kaldırmıştım, sözlüğümden. Bu iş ya olacak, ya olacak diye sürekli çalışıp, çözüm ürettim. Üniversitesiz bir hayat düşünmedim. İsmi olan bir üniversite okuyacaktım. Sıradan bir yeri okumak istemiyordum…
Ders çalıştığım salon klasik, sözsüz müziklerin kısık sesinde büyüyordu, hayal bahçemin büyüklüğünde… Müzikle ders çalıştım ama hep kısıktı sesi. Bazen konularda çok ilerlediğimde, zorlu problemleri çözdüğümde, zor görünen bir konuyu tam öğrendiğimde, hareketli bir müzik koyuyor son seste sevinç dansları ediyordum, çılgınca… Zaman zaman dünya klasiklerini de okuyordum, ders aralarında. İçimden o yıl belki iki bin kez “kazanacağım. Başaramayacağım hiçbir şey yok.” demişimdir, coşkuluca. Sürekli hayalimi bir dakika sonra oluverecekmiş gibi gözümün önünde tuttum. Başkalarıyla konuşurken bile hayalimin içindeki avukat Tülay Hanım olarak konuşuyordum; farkında değillerdi. İşte hayal böyle kurulur. İçinde yaşanılmayan, derinden hissedilmeyen, sizde güçlü arzular uyandırmayan hayal, hayal değildir.
HER ŞEYİ BEYNİMDE PLANLAMAYI SEVİYORUM !
Kağıt üzerinde bir programım yoktu. Öyle gerçekçi olmayan sabitlenmiş saatlere gelemem. Özgür ve duruma göre çalışma yapmayı severim. Doğrusuda budur. Hayranı olduğum büyük önder Atatürk’te durumu görmeden plan yapmazmış. Bende hala öyleyim; ortamın iklimine göre kafamda planlar yaparak daha etkili çalışırım. Tabi çalıştığım konuları, çözdüğüm çözmediğim testleri vb her şeyi kafamda takip ediyordum. Duruma göre tekrarlar yapıyor, soru çözüyordum.
Hem günlük işlenilen konuları çalışıyor hem de geçmiş konuların hangi aşamasındaysam onları en iyi hale getiriyor ya da seviyesini koruyordum. Eee bir kafa taşıyorsam hakkını vermeliydim. Beynimi ben çalıştırmazsam kim çalıştırırdı? Ya sizinki kimin elinde? Başarılı ve etkileyici insanları örnek aldım, onlara sezdirmeden başarılarının ya da etkileyiciliğinin sırlarını öğrenmeye çalıştım; kendime uyarladım. Her insanın kişiliğinde, çevresindeki olumlu örneklerin gücü kadar, iz oluşur.
Hayatımda bu yıl çalıştığım kadar hiç çalışmamıştım. Son bir buçuk ay her gün, 2-3 saatlik uykuyla duruyordum ama büyük bir enerjiyle hayalime sıkı sıkıya sarılı çalışıyordum. Hayal kuruyor, hayalimle coşuyor, hemen arkasından bir soru daha bir konu daha diyordum, İçimden defalarca slogan attım, kitap ve defter sayfalarında hukuku ve kendimi avukat olarak görerek çalıştım. Defterlerime, kitaplarıma, testlerime sloganlar, etkili sözler yazdım. İçten hayal kurmak, derinden coşkulu bir slogan atmak bir zevkli ki anlatamam. Kendim için diyorum: bir tohumu bir çınar yapmak eşsiz bir büyüydü.
O dualarla başarılı olmak isteyen, kırık yürekli küçük kız, çalışmanın ellerinde yeşeriyordu. Şartlarındaki olumsuzluklarla işi yoktu. Elindekilerden bir hayat yaratmaya çalışıyordu. Kendi gücüne dayanıyordu. Babam alın terini sürekli överdi. Alın terinin ne olduğunu, zevkini ve derinin büyüklüğünü o çalışmada anladım. O verdiğim mücadele ile hala gurur duyarım…
Çocukluğumun karanfil kırılganlığındaki yollarında, yaşadığım ve verdiğim mücadeleleri, üniversite yıllarımı ve sonrasını anlatsam gerçekten tüm duyguları aynı anda yaşayacağınız etkileyici ve şaşırtıcı bir roman olur.
Neyse, ekonomik sıkıntımızdan dolayı babama yük olmamak için sadece iki tane konu anlatımlı matematik kitabı ve bazı sayıları eksik ÖYS hazırlık dergisi vardı elimde. Varım yoğum bu kadardı. O zaman her dersin tüm konularından sorumluyduk, ÖYS de. Bu kadar kaynağımla çok iş yaptım. Konuların mantığını kavradıkça her tip soruyu yapabiliyordum. Ders çalışırken çok eğlenirdim; kimi soruyla dalga geçer, kiminin canına okurdum. Kimiyle kimsesiz çocukları kurtaracağım ilerde hadi bunu da yap. Yaparsan kurtarırsın derdim. Kimiyle ben çok güçlüyüm diye içimden haykırırdım sonra da eğlenerek masada trompet çalardım. Sınavlarda dikkatsizlik yaşayınca gözümü iyice açarak ben dikkatli bir insanım diye diye gözüme ilk çarpan şeye iyice bakar; üstünde çizgi, leke, renk farklılığı, işaretler vb ne var ne yoksa bulurdum.
İlk başta günde bir çok kez yaparak 4-5 gün sıklıkla yapmıştım. Bu şekilde dikkatimi arttırdım. Bu teknik işe yaradığı için ara ara da tekrarladım Okumayı çok seviyordum. Halada çok okurum. Okudukça dünyam büyüdü. Hala da büyüyor. Her ilerlemem ve gelişmemde kendimle gurur duyarım: Çok zorlu yollar aştım. Bir söz vardır: ‘Rüzgar ne kadar kuvvetli eserse ağaçlarda o kadar sağlam olur.’ Gerçekten de ünlü filozof Nietzsche de: ‘Beni öldürmeyen her sorun, beni daha çok güçlendirir.’ diyerek sorunların aynı zamanda insan gelişiminin bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Yaşam tecrübelerimde bunu doğruluyor. Yoksa gücünüzün nerelere uzanacağını nasıl anlayacaksınız?
SON GÜN DAHİ ÇALIŞTIM; SINAV GÜNÜ BAŞIMIN ARKASINDA UR ÇIKTI SANDIM !!!
Ertesi gün 1993 ÖYS var. Ancak ben hala saat 21.30 olmuş yoğun bir şekilde çalışıyorum. Kafam duracak korkusuyla kalktım masanın başından. Kafamın her yeri uğulduyor. Çok sıkmışım kendimi. O güne o saate kadar çok yoğun çalışmıştım. Masadan kalktığımda bile hala konu eksiklerim vardı. Kaynak eksikliği ve dershanede bazı konuları göstermemişlerdi. Neyse yeter bu kadarı demiştim. O kadar sıkmışım ki kendimi her şey dönüyor etrafımda.
Neyse biraz evin içinde gezindim ve yattım. Kafamda hayaller, formüller, uğultular dört dönüyor. Uyuyamazsam ne yaparım dedim. Bir an tedirgin oldum. Sonra kendimi kontrol altına alarak, ne olursa olsun bu sınavdan başarıyla çıkacağım dedim. Zar zor uyumuşum. Ertesi sabah erkenden babam kaldırdı, beni. Gözümü zor açıyorum. Uykumu tam alamamışım.
Ama tam başımı kaldıracağım yataktan ağır bir baş ağrısı ve kafamın içinde zonklama. Eyvah migrenim tutmuş. Tam zamanı. Kalktım içimde bir heyecan. Başımın arkasında ense tarafında sanki iki tane orta boy patates asılmış. Ur çıktı zannettim, korktum bir an. O korkuyla hemen yokladım. Elime bir şey gelmedi. Ama çok eminim: Var. Orada bir şişlik var. Hissediyorum. Bir aynanın önünde durup başka bir aynayla enseme doğru baktım: Yok. İnanamadım babamlara sordum: “Yok bir şey.” “Emin misiniz?” “Yok kızım eminim.” Sonra kendi kendime: “Hızını alamazsan işte böyle olur. Tamam önemseme artık” dedim kendi kendime.
Kahvaltı edip, sınav gereçlerini aldıktan sonra babamla sınav yerinin yolunu tuttuk. Kafamdaki ağrı canımı yakıyor. Migrenim tutunca dikkatimi zor topluyorum: Bu sınava sedyeyle bile gitsem kazanacağım.” diyerek sınav salonuna girdim. Kafamın içini boş tutmaya çalıştım. Etraftaki insanları robot gibi izledim duygusuzca… Bulduğum bu yöntem kendimi dış etkilere karşı koruma kalkanıydı. Of! Başım ne zonkluyor ama! Normalde bu ağrıda dayanamaz ağlardım.
İlk sınav kitapçıkları dağıtıldığı zaman sayfalarına göz attım. Bildiğim bazı konular gözüme çarptı. Sevindim. Bu sınavı, başaracağım dedim. ilk Türkçe’den başladım. Ama ilk beş altı soruyu yapamadım. Soğukkanlı davranıp her sayfadaki gözüme çarpan kolay soruları yaparak ısınma turu attım. “ Haydi dayan Tülay hukuk için.” diye diye ilerlerken bir yerde beynim durdu. İtekliyorum çalışmıyor. Şakaklarımı ovaladım. Bir an korktum, kilitleniyorum sandım. Sakin ol dedim içimden. Sakin ve huzurluyum diyerek hissini içime yaydım, korkuyu büyütmedim ve ne yapabilirm diye hızlıca düşündüm. Uzun süredir, çözüme odaklı davrandığımdan beynimde hemen şu düşünce oluştu. Gözlerini kapa ve beynini boşa al.
Elimle gözümü kapattım. Uzayı getirdim aklıma. Sarı kısa bir saman tanesi uzayda kayarak gözümün önünde ilerliyordu. Boş boş bir süre baktım ona. Düşünce geleceği zaman: “ O saman tanesi benim ve beynim yok” hissini uyandırıp kafamı bu şekilde boş tuttum. Bunu 3-4 dakika yaptım. Gözlerimi açınca kafam o kadar dinlenmişti ki. Tazelenmiş bir enerjiyle devam ettim. Hukuk için derken yaptıklarım gözüme az geldi ve bilmediğim bazı soruları da yaptım tabi. Bu yaptığım sonradan gördüm ki bana bayağı puan kaybettirmişti.
Beynimin yorgunluğundan ve zorlu ağrıdan zaman zaman bir kağnıyı itekler gibi zor hareket ettim. Soruları turlayarak çözdüm. Böylece kafamı gereğinden fazla zorlamadığım gibi, zaman kazanıyordum, tüm sorular için. Başımı elime dayayarak, ara sıra kısa kısa dinlendirerek güç topladım. Elimden gelenin en üst sınırını zorlayarak, kendimi sınav boyunca motiveli tuttum. En büyük sınav kriz anlarında güçlü davranabilmektir.
Biliyor musunuz; benim sınava ilk çalışmaya başladığımdan bu yana motivasyonum çok güçlü, bir şekilde devam etmişti. Bunun nedeni yazımın içinde gördüğünüz gibi kendi kendime konuşarak, sürekli olumlu heyecan verici, motive edici ve güçlendirici konuşmalar yapmış olmamdı. Tüm sınav boyunca sınav bitimine kadar kriz anlarında güçlü kalmıştım şimdi de. Farkına varmadan çok güçlü bir tekniği uygulamışım: Kriz ve stres anlarında kendi kendine yol gösteren konuşmalar yapmak. Sınav bitmişti artık. “Oh be!” dedim ve merdivenleri koşarak inip babama doğru koştum. Kendimden emin, verdiğim mücadeleye inanarak: “Baba ben kazandım.” dedim. O da: “Haydi hayırlı olsun!” dedi gülerek.
İÇİMDEKİ ÖZGÜRLÜĞÜ HİSSETTİM !
Eve doğru giderken güneşe bakıyordum ara sıra, gülümseyerek. güneş ışınları tenimden içeri can verir gibi giriyordu. Kutsuyordu sanki beni. Hava enfes kokuyordu. Hafif esen rüzgar yüzümü şefkatle okşuyor, kuşlar benim için şarkı söylüyordu. Zihnimde, bu manzarada bir semazen gibi döndüğümü düşündüm bir süre…Derin bir nefes aldım. Niğde’nin çevre yoluna baktım. Yolcu otobüsleri geçiyordu; kocaman gülümsedim. Bekle beni üniversite geliyorum…
( * ) Tülay ÇALISEKİ KAYNAK: http://www.turkpdr.com
Etiketler:
beyin,
matematik korkusu,
nasıl aştım,
savaş,
tülay çalıseki,
zafer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)