27 Haziran 2010 Pazar

Annelere Sesleniş ! ( Şiir )

‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’

ANNELERE SESLENİŞ !

Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.

Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.

Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.

Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.

Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.

Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.

Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.

Necip Güven 19 Ekim 2009

Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....

Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN

Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA

Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.

BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-

http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-

Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.

Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``

Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.

Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.

Öğrenciniz Necip GÜVEN

15 Haziran 2010 Salı

Matematikten Kaçarken Tam Kucağına Düştüm

Birçoğunuz gibi, ben de tam bir matematik özürlü olduğumu düşünürdüm. Üniversite tercihimi yaparken de bu düşünce hayatımın en temel yönlendiricilerinden biriydi. Amacım matematiğin olmadığı bir bölüme gitmekti. Tercihlerimi de ona göre dizayn ediyordum. Hatta bazen rüyalarımda matematik derslerinin olduğu bir üniversiteyi kazandığımı görüyordum. Matematik dersinde öğretmen bana alabildiğine bağırıyor, hakaretler ediyor, bütün sınıf bana gülüyordu. Utancımdan ne yapacağımı bilmiyordum. Kan ter içinde uyanıyordum. Buna rüya değil, kabus demek daha doğru olurdu. Ve bu kabuslar gerçekleşmesin diye sürekli dua ediyordum.

Sınav öncesinde tercihlerimi yaparken; edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji gibi aklımca matematik dersinin olmadığı bölümleri seçtim. Diğer tüm derslerim iyiyken, matematik tam bir felaketti. Netlerim eksilerde yüzüyordu. Bu şekilde sosyoloji bölümüne girdim. Mutluluktan uçuyordum. Artık matematik yoktu! Kurtulmuştum!

Üniversitedeki ilk günüm hala dün gibi aklımda. Şu sahneyi gözünüzde canlandırın: Sosyoloji bölümünün önünde uzun bir kuyruk var. Öğrenciler o yıl alacakları derslerin listesini görmek için bekleşiyorlar. Birbirleri ile yeni tanışanlar, birbirlerini tanıyanlar... Cıvıl cıvıl, hayat dolu bir manzara. Yavaş yavaş ders programını görebileceğim noktaya yaklaştım. Birinci sınıfların o yılki derslerinin listesini görebiliyordum artık. Listede sosyoloji ile ilgili birçok başlık vardı. Ama benim gözlerim onları görmüyordu. Tek bir noktaya takılıp kalmıştı. Listenin tam ortasında devasa harflerle “Matematik” yazıyordu. Belki normal yazıyordu da, bana öyle görünmüştü. Zihnim bunun gerçek olduğuna inanmak istemiyordu.

Bu okulun bitmeyeceğinden emindim. Üç yıl boyunca tüm dersleri verdiğim halde, matematik dersinin sınavlarına dahi girmedim. Üç yılın son döneminde ben ve birkaç arkadaşımı idareye çağırdılar ve sınavı bu seferde vermezsek okuldan atılacağımızı söylediler. Artık çarem kalmamıştı. Ya yılların emeğini harcayacak, ya da matematiği yenecektim. Onu yenmeyi seçtim. Üç ay boyunca ilkokuldan beri kaçtığım ve öğrenemediğim matematiği çalıştım. Ve sınavı en yüksek puanla verdim. Böylece, matematiğe olan korkumun hayatıma engel olmasına izin vermemiştim. Kabusum olan matematik o ana kadar hayatımı yönlendirmiş ve kontrol etmişti. Ama artık kontrol bendeydi.

Başarı da Başarısızlık da Önce Zihninizde Gerçekleşir:

Bugün geldiğim noktada öğrencilerle yaptığım bireysel danışmanlıklarda ya da grup eğitimlerinde birçok öğrenci arkadaşımın aynı korkuyu çeşitli derslere karşı yaşadıklarını üzülerek gözlemliyorum. “Ben matematiği anlamıyorum”, “Ben fiziği sevmiyorum”, “Edebiyatı kafam almıyor”, “Coğrafya dersinden hiç hoşlanmıyorum” gibi sınırlayıcı inançları olan arkadaşlar, şunu bilin ki yapamadığınız şey zihninizin içinde. Dışarıda zihninizden bağımsız olarak yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.

Her şey zihninizde gerçekleşir; yapabilmek de, yapamamak da...

Sık sık dile getirdiğimiz çok önemli bir ilke vardır: “Bir kişi yapabilmişse herkes yapabilir.” Bir şeyi yapamıyorsanız, o beceriden yoksun olduğunuz için değil, yapamayacağınıza inandığınız içindir.

Zihnimiz her şeyi geneller ve genellemeler yaparak çalışır. Örneğin, matematikte bir-iki kere başarısız olmuşsanız ya da matematik hocanız birkaç kez yanlışınızı yüzünüze vurmuşsa, zihniniz ve dolayısıyla siz, bu birkaç olaydan yola çıkarak; “Ben matematiği anlamıyorum” genellemesini üretir. Aslında bir şeyin genellenebilmesi için o olaya dair yüzlerce örneğin olması gerekir. Ama zihnimiz birkaç örnekten sonra yaşanan durumu tüm hayatımıza geneller. “Matematikten anlamıyorum” düşüncesi bir kez oluştuktan sonra, o derse ne kadar emek ve zaman harcarsanız harcayın, hala anlamadığınızı düşünürsünüz. Bunun sebebi yaptığınız genellemenin artık sizi yönetiyor olmasıdır. İpler matematiğin elindedir ve zihninizdeki bu inançtan beslenir. Zihninize bir kez “Anlamıyorum” komutunu verdikten sonra artık o, bu komuta uygun olarak çalışmaya başlar. Sizinle; “Neden öyle diyorsun, istersen rahatlıkla yapabilirsin” diyerek tartışmaya girmez. Ona ne dediyseniz, o emre itaat eder.

Gördüğünüz gibi, yaşadığınız her şey zihninize ektiğiniz tohumlarla ilişkili. Yapabilme tohumunu ektiyseniz, o tohumdan gelişen ağaç, daha başarılı olmanız için meyve verecektir. Ama ektiğiniz tohum yapamama tohumuysa, ağacın meyveleri başarınızı ve yapabilme gücünüzü eritir.

Olumsuz Genellemeleri Olumluya Çevirme Yöntemi:

Hangi derse karşı olumsuz genellemeleriniz varsa, önce bunu belirleyin. Sonra bir kağıda bu olumsuz genellemelerin tam tersini yazın. Bugünden itibaren aklınıza olumsuzluk geldiğinde kendinizi durdurun ve içinizden, hatta mümkünse sesli olarak onun yerine yazdığınız olumlu olanı söyleyin. Bir süre size bu durum çok tuhaf gelecektir. İnanmadığınızı düşündüğünüz bir şeyi söylerken kendinizi kandırıyormuş gibi hissedeceksiniz. Ama şöyle düşünün; derslere karşı geliştirdiğiniz olumsuz düşüncelerinizde sadece birkaç olaydan yola çıkarak ulaştığınız sonuçlardı. Dolayısıyla, aslında yine kendinizi kandırmıştınız. Yapabileceğiniz halde yapamayacağınıza inandırdınız. Şimdi aynı işleyişi size fayda sağlayacak yönde kullanacaksınız. Zihninizin bu genelleme stratejisini size zarar verecek yönde değil, fayda sağlayacak yönde yeniden dizayn edeceksiniz. Bir süre sonra pozitif düşünceyi benimseyecek, bu yeni pozitif inançla o dersi de anlamaya başladığınızı fark edeceksiniz.

Seçim tamamen size ait. Ya zihninizi yönetmez ve bir dersin sizin hayatınızı kontrol etmesine izin verirsiniz, ya da zihninizi yönetmeyi seçer ve kontrolü ele alırsınız. Bir düşünün bakalım, hangisi sizi başarıya ve hayallerinize ulaştıracak olan?

( * ) Bülent Şenyürek

KAYNAK:http://www.gencogrenci.com

İlk Ve Ortaokulda Matematiği Sevmiyordum

Evet, Merhaba!Bu benim yazmaya çalıştığım ilk makalem. Şimdiden hatalarım affola!Ne yazmalıyım, neyi anlatmalıyım ilk olarak diye düşünürken neyi tam olarak biliyorum diye düşündüm aslında bir şey bulamadım.O halde yaşadıklarımı yazmalıyım.

Ben bir matematik öğrencisi ve öğretmeniyim.Konumuzu belirlemeden hiçbir şey anlatamam. Bir çoğunuz sanırım bu noktada tam bu noktada okumayı bıraktı.”iiih matematik mi?” İşte bende anlamadığım, sevmediğim, korktuğum ve kaçtığım bu serüvenin içinde buldum kendimi.Tahmin ettiniz herhalde.Konumuz: Matematik denilince aklımıza gelenler

“…Bizim bir matematik öğretmenimiz vardı…” Hemen hemen herkes bu cümleyi geçirdi içinden ve benimle tanışan herkes fırsatını bulup bana anlattı. Sabırla dinledim ve bende kendi hikayemi anlattım onlara, sağ olsunlar, sabırla dinlediler.
Hikayem geliyor, geldi.!

İlkokul ve ortaokul yılları boyunca matematiği yapamıyor, anlamıyor ve sevmiyor…sonuçta kaçıyordum.Mazeretler buldum yıllarca bunun için, vardı da gerçekten. 5 buçuk yaşında İzmir’in Urla ilçesinin Çeşmealtı köyünde başladım okula.Her gün 2 km uzaklıktaki Güvendik tepesindeki lojmanımızdan yürüyerek, çoğunlukla da babamın omuzlarında, gidip gelerek.Okula başladıktan 2-3 ay sonra yaşıtlarımdan küçük olmamın ve fiziksel şartların zorluğundan olacak okuldan sıkılmaya başlamışım.Annem öyle söylüyor, daha çok evcilik oynamayı istiyormuşum, okula bebeklerimi götürüyormuşum. :) Bir ayrıntı, maalesef ilkokulda 4 yıl boyunca babam dır öğretmenim.Öğretmen babamın olmasından ve benimde öğretmenim olmasından hep gurur duymuşumdur fakat psikolojim açısından yanlış bir başlangıçtı.

Babam kızı olsam da acımadan hatta acımasızlıkla vermiş geçerleri – ortaları. Hala hesap sorarım babama ”aşk olsun insan kızına bu kadar insafsız olmaz.” İyi ki benim babam dürüst bir insan, gerçek bir eğitimciydi. Bende çok büyük emeği vardır, annem ve babam en büyük öğretmenim olmuşlardır.Sağ olsunlar. Emeği olan herkes sağ olsun.

Ortaokul hayatımda başka bir başarısızlık öyküsüdür. İzmir’in Konak İlçesine bağlı İyiburnaz İ.Ö.O. dur, bu sefer adres. Gece kondu semtidir. Çocukluğumun adreslerini hep özlemle anarım, lafı uzatmayayım.Ortaokulda da matematiğim zayıftır, 3 yıl boyunca. Burada parantez açmalıyım( mazeret geliyor) ortaokul matematik öğretmenim sayın Halil Yılmaz’a bir çift lafım olacak.

Düşünün ki siz bir çocukmuşsunuz ve Matematik öğretmeniniz her ders yanınızda arkadaşlarınızdan birine sözel veya fiziksel şiddette bulunuyormuş.Ertesi gün ders programınızda matematik gördüğünüzde numaradan karın ağrısı çıkartıyormuşsunuz okula gitmemek için , öyle ki bir gün tahtaya kalktığınızda korkunuzdan altınıza bile yapmışsınız… Ve sonunda yıllarca süren emek sonunda korkunuzu yenip, aslında korktuğunuz Matematik değil onun size yaşattığı, arkasından gelenler olduğunu görüyor ve en güzeli de büyüyüp Matematik öğretmeni oluyormuşsunuz. Ve bir gün bu öğretmeninizle karşılaşmışsınız, Ona ne söyler siniz?

Bir satır laf oldu ama kusuruma bakmayın. Gelelim “rocky” filmlerin deki gibi savaşmaya başladığım zamana. Ortaokul da 3 yıl boyunca Matematiğim zayıf gelince ağustostaki sınavlara kaldım ve sınavı geçemezsem mezun olamıyordum. Bu korkuyla ders çalıştığımı daha doğrusu çalışmaya çalıştığımı hatırlıyorum ki ders çalışmayı bilmiyordum. Benim yaşıtım fakat benden bir sınıf küçük olan (adını hatırlamıyorum, özür dilerim komşu kızı ) arkadaşıma gidip öğrenmeye çalıştım.

Ağustos geldi ve sınava girdim.10 üzerinden 5 almış ve geçmiştim fakat, o zaman kötü haber saydığım, bir haber af çıkmıştı. Sınava giren herkes mezun olacaktı. Hayal kırıklığıydı benim için. Oysa yaz tatilim kabus olmuştu.Fakat çok geçmeden hemen 1 yıl sonra faydasını görmeye başlamıştım. Lise1 in ilk döneminde (ki kredili sistemin ilk mezunlarındanım) Matematiğim yine zayıftı. 2. dönem ise 5 üzerinden zar zor 2 ile geçebildim. İşte savaşım başlamıştı!

Lise 2 tam bir zaferdi. Matematiğim 4 geliyordu, derslerde parmağım sürekli havadaydı, hatırlıyorum da bir derste 3-4 defa tahtaya kalkardım.

Peki ne değişmişti?

Öncelikle gönülden saygı duyduğum Matematik Öğretmenim sayın Canan Karslıoğlu’na teşekkür ediyorum. Benim modelim olmuştur. Evet öğretmenim değişmişti, büyümüştüm ama en önemlisi ben değişmiştim. Sürekli yılmadan çalışmış, emeklerimin karşılığını almaya başladıkça daha çok emek harcamış ve daha çok karşılık almıştım.

Hani bisiklete binmek gibi. Önce yapamayacağınızı düşünüp, uzak durursunuz, yapanları izlersiniz (kaçış), sonra denemeye başlarsınız ve sürekli düşersiniz( emek harcama ve sonuç o an için alamama) , sonra 1-2 pedal çevirirsiniz tek başınıza (yapabiliyorum dersiniz, yüreklenirsiniz, kendinizi yüreklendirirsiniz, inanırsınız), daha çok emek harcarsınız ve pedal sayısı artar, bir bakarsınız Nuriye teyzelerin evin önüne kadar gitmişsiniz ( sonra çıta hep yükselir), sokağın başına kadar, sonra yokuş aşağı, yokuş yukarı, hızlı, sonra birilerini arkanızda taşırsınız, sonra tek elle, bisikletinizin önünü kaldırırsınız, ayakta sürersiniz, … sınırsız bir keyiftir ta ki karanlık çöküp anneniz hatta babanız sizi çağırana kadar.

Ben de bu süreci anlayacağınız üzere sadece bisiklete binmekte değil Matematik de de yaşadım, başardım ve çıtam bitmiyor, her zaman daha iyisi, daha çok, daha yükseği…darısı başınıza!

Sebat sözcüğünü çok seviyorum. Sebatla ve aşkla, sevgiyle yani yüreğinizi de koyarak yaptığınız her emek karşılık bulur diyorum. Yaşamım bunun kanıtıdır.

Son söz olarak da öğrencilerime de söylediğim gibi, dönüp geçmişinizi sorguladığınızda harcadığınız emekler ve sonucunda size ait başarılarınız varsa, bundan büyük keyif olamaz.Kendinize yaptığınız bundan büyük yatırım olamaz. Geçmişiniz geleceğinize de ışık tutacaktır.

Eğer üzerinizde başkalarının emeği sizinkinden çoksa; tüketmişsiniz, yaşamamışsınız demektir. Oysa yaşamak, üretmek, çalışmak, paylaşmak, sevmek ve düşlemek demektir.Umut demektir. Bir öğrencimin bu yıl bana söylediği bir sözle bitiriyorum. Bahar’ın kulakları çınlasın.

” Öğretmenim siz bana, çalışınca gerçekten yapılabileceğini öğrettiniz.”
Ne mutlu bana! Ne mutlu Bahara!

Ne mutlu çalışan, düşünen, sorgulayan, üreten, seven, umut eden insanlara!

( * ) Selda Altınbulak

Kaynak:http://www.acilimmatematik.com

Matematik Bütün Dünyamı Altüst Etti

Hayallerim X’in Başladığı Yerde Sona Erdi ! (*)

Şeffaf tertemiz bir dünya idi önceleri yaşadığım. Bilmediğim pek bir şey yoktu. Her şeyi doğru bildiğim anlamına gelmese de biliyordum işte. Yanlış ta olsa biliyordum. Pamuğun gökyüzündeki bulutlardan indirildiğini,seyahatlerde hızla akıp gidenin araç değil yol olduğunu bilirdim. On bölü ikinin sonucu yirmi ediyordu ve ben bunu ikiye bölerek yediğimiz zeytinlerden biliyordum. Yanlış ta olsa biliyordum işte…

Önceleri yaşadığım dünyada herkesin yaşı bilinir,bilyeler adilce bölüşülür,eşitsizliklere yer olmazdı. Sayılar bilirdik en reelinden. 10 rakamdan oluşan ve üttüğüm,çoğu zaman da ütüldüğüm bilyelerin, bir de kaç kez yatıp kalktığımızda bayram olacağının hesabını yaptığımız sayılar…Bir havuzumuz vardı tulumbayla su çektiğimiz lakin alttan değil üstten boşaltırdık. Ne işçiye verecek ne de alış veriş yaptığımızda üstünü alacak kadar paramız olmadı hiçbir zaman.

Gel zaman git zaman,okula başladığım zaman değişiverdi dünyam. Okulun ilk günüydü ve öğretmenim topal biriydi. Ve ben, işte o gün hayatımda bir şeylerin aksayacağını anlamıştım. Koyvermedim kendimi. Doktor olacaktım çünkü. Çocuktum,ne olmak istiyorsun sorusunun en sık sorulduğu yaşlar işte. Doktor derdim hem de çocuk doktoru. Parası boldu ve çocuklar da sürekli hastalanıyordu. Çocuktum işte,paradan daha değerli değerli şeylerin bilincine erişemediğimiz dönemler yani. İlkokul beşe kadar dört işlemdi gördüğümüz ve ben dördünde de en iyisiydim. Kıvrak zekamla kavramıştım hepsini. Hatta 10 /2 nin 20 değil 5 olduğunu bile öğrenmiştim.

Doktor olmayı istiyordum dedim ya! Ta ki onu tanıyıncaya kadar… Onu tanıyınca tanıdım kendimi,tanıyınca onu değişti dünyam. Gizemli yanı, doktorculuktan vazgeçirdi beni. Zoraki bir vazgeçişti bu. Bu tanışma hayal dünyamın temeline konulan dinamitti ve kopuvermişti bir yanım. Bir bilinmeyenle tanıştığım o gün anlamıştım doktor olamayacağımı. Şimdiye dek bize çarpı olarak öğretilen şeyin aslında bilinmeyen bir şey olduğunu söylüyordu bir ses. X bilinmeyendi, ki ben de hiçbir zaman bilemedim onu.

Doktorluk sayısal bölümdü,x te bilinmeyen bir sayıydı ve benim sayılarla aram dört işlemin bittiği yere yani x in başladığı yere kadardı. Biri yetmezmiş gibi y ve z yi de eklemişlerdi.

Alfabe harfleriydi bunlar öyle biliyordum. Bu harflerle bildiğimiz kelimeler inşa ederdik. Çoğaldıkça bilinmeyenler,küçüldüm sıramda,kısıldı sesim . Matematikti dersin adı, kalkan parmaklar arasında yerini alamadı bir gün bile parmağım. En iyinin ben olmadığımı anlamıştım artık.

İlk kopyamı matematikten çektim,ilk tokadı matematikçiden yedim, ilk zayıfımı da matematikten aldım. Bildiğim dünyamı alt üst ediyordu matematik. Kurmaya çalıştıkları yeni dünyada kadınların yaşı,erkeklerin maaşı soruluyor,havuzların dibi deliniyor,bilyeler eşit bölüşülmüyor, eşitsizlikler yaygınlaşıyor üstüne bir de basit görülüyordu. Faiz yeniyor,işçi hakkı yeniyor,var olan problemi çözmektense hep çözülecek yeni problemler üretiliyordu…

İşte bu yüzden,bu yüzdendir ki barışmadı yıldızım bilinmeyenlerle. Hayallerimin hırsızını sevemedim bir türlü.

(RÜYALARI GERÇEKLEŞTİRMENİN EN KISA YOLU UYANMAKTIR.)

(*)M. Emin SÜTÇÜ

KAYNAK:http://terskare.blogcu.com

Matematik Korkusunu Nasıl Aştım

Bütün Savaşlar Önce Beyinde Kazanılır ! ( * )

STRESE KARŞI KENDİ KENDİNE KONUŞMANIN GÜCÜ

Sevgili öğrenciler, Sınava gireceğiniz için yazı dizime ara verip, hayallerinizi her durumda gerçekleştireceğinizi göstermek adına tüm samimiyetimle kendi tecrübemi kaleme aldım. Kendi öykümün size yol açacağını umuyor, başarılar diliyorum…

Tüm stres verici durumlarda kendi kendinize etkili konuşmalar yaparak, duygusal geriliminizden kurtulabilirsiniz. Şu sözü çok severim: “Bütün savaşlar önce beyinde kazanılır.” Bunu bizzat yaşadığım için size kendi yaşamımdan örnek vereceğim. Derseniz ki o zaman bu tekniği size öğrettiler mi? Hayır öğretmemişlerdi. Ancak iş hayatına atıldığımda öğrencilerimin duygusal gerilimlerini pratikçe çözen teknik araştırırken kendi kendime bulduğum bu tekniklerin psikolojik teknikler içerisinde çok etkili olduklarını görünce çok şaşırmış ve kendimle gurur duymuştum. Siz çözüme inanın; gerisini beyniniz halleder Buna en iyi örnek, belki günlerce çözmediğiniz bir problemi rüyanızda çözmeniz. Bu da beynin güçlüce arzu edilmiş her şeyi yerine getirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda rahatlamış zihinde problemin kolaylıkla çözüldüğünü görüyoruz. Uyku ya da dinlenme anında bulduğumuz çözümler bunu göstermiyor mu sizce de? Bu demektir ki; hepimizin beyni aynı işleyişe sahip olduğuna göre soğukkanlı davranarak çok işler yapacaksınız…

KENDİ BAŞARIMI DEŞİFRE EDİYORUM : SİZ DE BAŞARACAKSINIZ !
ÇOCUKLUĞUMDA BEN DE KENDİME GÜVENSİZDİM !!!

İlkokuldan başlayan bir duyguyla kendimi orta seviyede bir öğrenci olarak görüyor, zeki öğrencileri hayranlıkla izliyordum. Onların nasıl yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sohbet sırasında konuşmayı başarılı oldukları bir konuya getirip nasıl öğrendiklerini, nasıl başardıklarını detaylıca sorgular, anlamaya çalışırdım; bu işin sırrı ne? Ailem için zeki insanlar gurur verici insanlardı. Bende onların önem verdiği bu şeye sahip olmak istiyordum. Babam bankacıydı. Çok çalışkan ve entelektüel bir insandı. Yoksulluğun acımasızlığında ve sevgisizliğin koynunda acıyla geçen bir çocukluktan, azminin büyüklüğüyle banka yöneticiliğine kadar gelmişti. Filozofça konuşmayı çok severdi. Okur, araştırır, düşünür ve ortaya bilgece bir sentez çıkarırdı. İnsanı boğmadan kısaca tam yerinde sözler söylerdi. Bundan keyif alırdı. Bunu nasıl yapıyor diye sürekli onu incelerdim. Ondan çok etkilenirdim. Hayrandım babama. Her şeyi bilirdi. Ne çok şey biliyor! diye düşünür, ona her konuda güvenirdim. Çekinirdim kendisinden; çok disiplinliydi. Varsa yoksa çalışkan yaşamak ve bir şeyler üreterek insanlığa faydalı olmaktı yaşam felsefesi. “Her insanın bir yaşam felsefesi olmalı.Yaşam felsefesi olmayan adam bir işe yaramaz!” derdi. Düşünce derinliğinin ve bilgi birikiminin kültürlü olmanın erdemlerini vurgular, bundan da taviz vermezdi. Prensipli ve şerefiyle yaşayan insan olmak onun için çok önemliydi. Çocuklarında da buna önem verdiğini kararlı ve güçlü bir sesle vurgulardı. Ona çok şey borçluyum. Örnek bir insandı herkese. Onu göz altından izlemek, o ne yapıyorsa onu yapmaya çalışmak bir zevkti.

Kendisini örnek aldığımı hisseder miydi bilmem ama ben onu gizlice takip ediyordum, çocuk aklının gizliliğinde… Onun övdüğü zeki, çalışkan ve başarılı insanlar gibi olamadığımı düşünüyordum. Ama hep Allah’a dua ederdim: “Allahım çok zeki ve etkileyici bir insan olayım. Bende süper zeka olayım. Herkes bana hayran kalsın. Peşimden insanlar beni dinlemek için gelsin. ”

Annemin sert ve acımasız tavırlarıyla, babamın matematik ve fen dersiyle ilgili sorularımı cevaplarken ki sinirli ve sert yaklaşımıyla ve ilkokul öğretmenimin anlayış eksikliğiyle çekingen ve kendine güvenemeyen insan olmuştum. Genellikle matematik ve fen dersi ödevlerini korka korka yapardım. Ya yanlışsa ya öğretmen beni tahtaya kaldırır, rezil olursam. Sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçerse! Beni tembel ve başarısız buluyorlar diye kahroluyordum zaten.. Her gün beni tahtaya kaldırmasınlar diye dua eder, kalkmadığım gün okul bitip dağılırken içimden büyük bir sevinçle “Oh be dünya varmış” derdim. Büyük bir sevinç ve hafiflemişlikle tüm sokakların sahibi gibi özgürce arkadaşlarımla oynamaya koşardım. Akşamları yapardım ödevlerimi.

BABAMIN İSTEĞİYLE FEN BÖLÜMÜNDE OKUDUM

Bu matematik ve fen dersi korkusu lisede de devam etti. Babamın çok önemsemesiyle fen bölümünde okuyordum. En çok zorladıkları dersler sayısal dersler olduğu için korkudan öğrenemiyordum; başarısızdım genelde. Sözel derslerin üstüne düşmedikleri için, onlarda çok başarılıydım ve çok seviyordum o dersleri. Kendimi buluyordum. Bu şekilde yarım yamalak hazırlıkla son sınıfta sınava girdim. Düşük puan alarak, ÖYS de sayısal tercihlere yerleşemedim. Bir yıl daha hazırlanmam gerekti.

İLK KEZ DÜŞÜNCEMİ AÇIKLAYINCA BABAM ÇOK ŞAŞIRDI !

Kazanamadığıma çok sevindim bir yandan. Bu kez ailem bana kızacak bile olsa sözelden hazırlanacaktım. Bir süredir avukat:”- “ Ben sözel derslerde çok başarılıyım. Sende sınav sonuçlarından görüyorsun baba. Sayısalı yapamıyorum. Hukuk okumak istiyorum. Siz isteseniz de istemeseniz de ben sınava sözelden giriyorum.” dedim.

Babam çok şaşırdı ve beni dinledikten sonra bocalayarak konuştu: “Sen kararını vermişsin bir şey diyemem. Hukukta çok güzel bir bölüm. Kendin için hazırlanıyorsun. Kararına sahip çık. Sen bilirsin! dedi. Bende içimdekini söylemenin huzuruyla sevinerek, salona, her zamanki köşeme kitap okumaya gittim. ‘Unutulmuşlar Meleği’ isimli yabancı bir yazarın kitabını okuyordum. Oradaki doktor terkedilmiş cüzzamlı hastaları kurtarıyor onların meleği oluyordu. Bende suçsuz insanların meleği olacaktım.

Hayallerimin coşkusuyla dershaneye başlamıştım. Babam maddi sıkıntılarını öne sürerek: “Lisede iki yıl dershaneye gittin. Artık evde çalış. diye baskı yapmaya başladı. Bende dershaneyi araya koyarak: “ Bu yıl kazanacağım.Beni vermeyin.” diye ağladım. Onlarda devreye girdi babamı ikna etti. Borcunu ertelediler. Evde dursam kesinlikle çalışamayacağımı biliyordum. Annem beni rahat bırakmazdı. Tek bildiği: “ Komşunun kızları annesine sürekli iş yapıyor. Tek sen yapmıyorsun. Kitap kitap! Neymiş bu okumak? Yarın senden iş isterler. Koca kız oldun artık…

İLERLEDİĞİM HER ADIMDA KENDİMİ TAKDİR EDERİM !

Dershaneye başladığım ilk günden beri, bu benim için çok büyük bir fırsat diyerek derslerimi günü gününe takip ettim. “Matematiği de hukuk için öğreneceğim.” dedim. Tek bildiğim hedefime varmaktı. Çok çalıştım, kafa yordum. Matematiği rasyonel sayıları tam öğrenerek geliştirdim. Öğretmenin anlatmadığı ve hiç bilmediğim matematik konularını bile kaynakların konu anlatımlarına çalışarak, notlar tutarak, ısrarlıca çalışıp kendi kendime öğreniyordum.

Kafayı taktım bir kere. Her ilerlememde kendi kendimle gurur duyuyordum. Bir buçuk ay sonra sınıf içinde matematik problemlerini hızlı yapmayı öğrendiğim gibi beynimde yapmaya da çalışıyordum. Ve nitekim bir süre sonra artık kağıt kalem kullanmadan beynimde çözerek, hızlıca cevap veriyordum. Çok şaşırmıştı herkes. Çünkü beni bu şekilde tanımıyorlardı. Kazanamamak kelimesini kaldırmıştım, sözlüğümden. Bu iş ya olacak, ya olacak diye sürekli çalışıp, çözüm ürettim. Üniversitesiz bir hayat düşünmedim. İsmi olan bir üniversite okuyacaktım. Sıradan bir yeri okumak istemiyordum…

Ders çalıştığım salon klasik, sözsüz müziklerin kısık sesinde büyüyordu, hayal bahçemin büyüklüğünde… Müzikle ders çalıştım ama hep kısıktı sesi. Bazen konularda çok ilerlediğimde, zorlu problemleri çözdüğümde, zor görünen bir konuyu tam öğrendiğimde, hareketli bir müzik koyuyor son seste sevinç dansları ediyordum, çılgınca… Zaman zaman dünya klasiklerini de okuyordum, ders aralarında. İçimden o yıl belki iki bin kez “kazanacağım. Başaramayacağım hiçbir şey yok.” demişimdir, coşkuluca. Sürekli hayalimi bir dakika sonra oluverecekmiş gibi gözümün önünde tuttum. Başkalarıyla konuşurken bile hayalimin içindeki avukat Tülay Hanım olarak konuşuyordum; farkında değillerdi. İşte hayal böyle kurulur. İçinde yaşanılmayan, derinden hissedilmeyen, sizde güçlü arzular uyandırmayan hayal, hayal değildir.

HER ŞEYİ BEYNİMDE PLANLAMAYI SEVİYORUM !

Kağıt üzerinde bir programım yoktu. Öyle gerçekçi olmayan sabitlenmiş saatlere gelemem. Özgür ve duruma göre çalışma yapmayı severim. Doğrusuda budur. Hayranı olduğum büyük önder Atatürk’te durumu görmeden plan yapmazmış. Bende hala öyleyim; ortamın iklimine göre kafamda planlar yaparak daha etkili çalışırım. Tabi çalıştığım konuları, çözdüğüm çözmediğim testleri vb her şeyi kafamda takip ediyordum. Duruma göre tekrarlar yapıyor, soru çözüyordum.

Hem günlük işlenilen konuları çalışıyor hem de geçmiş konuların hangi aşamasındaysam onları en iyi hale getiriyor ya da seviyesini koruyordum. Eee bir kafa taşıyorsam hakkını vermeliydim. Beynimi ben çalıştırmazsam kim çalıştırırdı? Ya sizinki kimin elinde? Başarılı ve etkileyici insanları örnek aldım, onlara sezdirmeden başarılarının ya da etkileyiciliğinin sırlarını öğrenmeye çalıştım; kendime uyarladım. Her insanın kişiliğinde, çevresindeki olumlu örneklerin gücü kadar, iz oluşur.

Hayatımda bu yıl çalıştığım kadar hiç çalışmamıştım. Son bir buçuk ay her gün, 2-3 saatlik uykuyla duruyordum ama büyük bir enerjiyle hayalime sıkı sıkıya sarılı çalışıyordum. Hayal kuruyor, hayalimle coşuyor, hemen arkasından bir soru daha bir konu daha diyordum, İçimden defalarca slogan attım, kitap ve defter sayfalarında hukuku ve kendimi avukat olarak görerek çalıştım. Defterlerime, kitaplarıma, testlerime sloganlar, etkili sözler yazdım. İçten hayal kurmak, derinden coşkulu bir slogan atmak bir zevkli ki anlatamam. Kendim için diyorum: bir tohumu bir çınar yapmak eşsiz bir büyüydü.

O dualarla başarılı olmak isteyen, kırık yürekli küçük kız, çalışmanın ellerinde yeşeriyordu. Şartlarındaki olumsuzluklarla işi yoktu. Elindekilerden bir hayat yaratmaya çalışıyordu. Kendi gücüne dayanıyordu. Babam alın terini sürekli överdi. Alın terinin ne olduğunu, zevkini ve derinin büyüklüğünü o çalışmada anladım. O verdiğim mücadele ile hala gurur duyarım…

Çocukluğumun karanfil kırılganlığındaki yollarında, yaşadığım ve verdiğim mücadeleleri, üniversite yıllarımı ve sonrasını anlatsam gerçekten tüm duyguları aynı anda yaşayacağınız etkileyici ve şaşırtıcı bir roman olur.

Neyse, ekonomik sıkıntımızdan dolayı babama yük olmamak için sadece iki tane konu anlatımlı matematik kitabı ve bazı sayıları eksik ÖYS hazırlık dergisi vardı elimde. Varım yoğum bu kadardı. O zaman her dersin tüm konularından sorumluyduk, ÖYS de. Bu kadar kaynağımla çok iş yaptım. Konuların mantığını kavradıkça her tip soruyu yapabiliyordum. Ders çalışırken çok eğlenirdim; kimi soruyla dalga geçer, kiminin canına okurdum. Kimiyle kimsesiz çocukları kurtaracağım ilerde hadi bunu da yap. Yaparsan kurtarırsın derdim. Kimiyle ben çok güçlüyüm diye içimden haykırırdım sonra da eğlenerek masada trompet çalardım. Sınavlarda dikkatsizlik yaşayınca gözümü iyice açarak ben dikkatli bir insanım diye diye gözüme ilk çarpan şeye iyice bakar; üstünde çizgi, leke, renk farklılığı, işaretler vb ne var ne yoksa bulurdum.

İlk başta günde bir çok kez yaparak 4-5 gün sıklıkla yapmıştım. Bu şekilde dikkatimi arttırdım. Bu teknik işe yaradığı için ara ara da tekrarladım Okumayı çok seviyordum. Halada çok okurum. Okudukça dünyam büyüdü. Hala da büyüyor. Her ilerlemem ve gelişmemde kendimle gurur duyarım: Çok zorlu yollar aştım. Bir söz vardır: ‘Rüzgar ne kadar kuvvetli eserse ağaçlarda o kadar sağlam olur.’ Gerçekten de ünlü filozof Nietzsche de: ‘Beni öldürmeyen her sorun, beni daha çok güçlendirir.’ diyerek sorunların aynı zamanda insan gelişiminin bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Yaşam tecrübelerimde bunu doğruluyor. Yoksa gücünüzün nerelere uzanacağını nasıl anlayacaksınız?

SON GÜN DAHİ ÇALIŞTIM; SINAV GÜNÜ BAŞIMIN ARKASINDA UR ÇIKTI SANDIM !!!

Ertesi gün 1993 ÖYS var. Ancak ben hala saat 21.30 olmuş yoğun bir şekilde çalışıyorum. Kafam duracak korkusuyla kalktım masanın başından. Kafamın her yeri uğulduyor. Çok sıkmışım kendimi. O güne o saate kadar çok yoğun çalışmıştım. Masadan kalktığımda bile hala konu eksiklerim vardı. Kaynak eksikliği ve dershanede bazı konuları göstermemişlerdi. Neyse yeter bu kadarı demiştim. O kadar sıkmışım ki kendimi her şey dönüyor etrafımda.

Neyse biraz evin içinde gezindim ve yattım. Kafamda hayaller, formüller, uğultular dört dönüyor. Uyuyamazsam ne yaparım dedim. Bir an tedirgin oldum. Sonra kendimi kontrol altına alarak, ne olursa olsun bu sınavdan başarıyla çıkacağım dedim. Zar zor uyumuşum. Ertesi sabah erkenden babam kaldırdı, beni. Gözümü zor açıyorum. Uykumu tam alamamışım.

Ama tam başımı kaldıracağım yataktan ağır bir baş ağrısı ve kafamın içinde zonklama. Eyvah migrenim tutmuş. Tam zamanı. Kalktım içimde bir heyecan. Başımın arkasında ense tarafında sanki iki tane orta boy patates asılmış. Ur çıktı zannettim, korktum bir an. O korkuyla hemen yokladım. Elime bir şey gelmedi. Ama çok eminim: Var. Orada bir şişlik var. Hissediyorum. Bir aynanın önünde durup başka bir aynayla enseme doğru baktım: Yok. İnanamadım babamlara sordum: “Yok bir şey.” “Emin misiniz?” “Yok kızım eminim.” Sonra kendi kendime: “Hızını alamazsan işte böyle olur. Tamam önemseme artık” dedim kendi kendime.

Kahvaltı edip, sınav gereçlerini aldıktan sonra babamla sınav yerinin yolunu tuttuk. Kafamdaki ağrı canımı yakıyor. Migrenim tutunca dikkatimi zor topluyorum: Bu sınava sedyeyle bile gitsem kazanacağım.” diyerek sınav salonuna girdim. Kafamın içini boş tutmaya çalıştım. Etraftaki insanları robot gibi izledim duygusuzca… Bulduğum bu yöntem kendimi dış etkilere karşı koruma kalkanıydı. Of! Başım ne zonkluyor ama! Normalde bu ağrıda dayanamaz ağlardım.

İlk sınav kitapçıkları dağıtıldığı zaman sayfalarına göz attım. Bildiğim bazı konular gözüme çarptı. Sevindim. Bu sınavı, başaracağım dedim. ilk Türkçe’den başladım. Ama ilk beş altı soruyu yapamadım. Soğukkanlı davranıp her sayfadaki gözüme çarpan kolay soruları yaparak ısınma turu attım. “ Haydi dayan Tülay hukuk için.” diye diye ilerlerken bir yerde beynim durdu. İtekliyorum çalışmıyor. Şakaklarımı ovaladım. Bir an korktum, kilitleniyorum sandım. Sakin ol dedim içimden. Sakin ve huzurluyum diyerek hissini içime yaydım, korkuyu büyütmedim ve ne yapabilirm diye hızlıca düşündüm. Uzun süredir, çözüme odaklı davrandığımdan beynimde hemen şu düşünce oluştu. Gözlerini kapa ve beynini boşa al.

Elimle gözümü kapattım. Uzayı getirdim aklıma. Sarı kısa bir saman tanesi uzayda kayarak gözümün önünde ilerliyordu. Boş boş bir süre baktım ona. Düşünce geleceği zaman: “ O saman tanesi benim ve beynim yok” hissini uyandırıp kafamı bu şekilde boş tuttum. Bunu 3-4 dakika yaptım. Gözlerimi açınca kafam o kadar dinlenmişti ki. Tazelenmiş bir enerjiyle devam ettim. Hukuk için derken yaptıklarım gözüme az geldi ve bilmediğim bazı soruları da yaptım tabi. Bu yaptığım sonradan gördüm ki bana bayağı puan kaybettirmişti.

Beynimin yorgunluğundan ve zorlu ağrıdan zaman zaman bir kağnıyı itekler gibi zor hareket ettim. Soruları turlayarak çözdüm. Böylece kafamı gereğinden fazla zorlamadığım gibi, zaman kazanıyordum, tüm sorular için. Başımı elime dayayarak, ara sıra kısa kısa dinlendirerek güç topladım. Elimden gelenin en üst sınırını zorlayarak, kendimi sınav boyunca motiveli tuttum. En büyük sınav kriz anlarında güçlü davranabilmektir.

Biliyor musunuz; benim sınava ilk çalışmaya başladığımdan bu yana motivasyonum çok güçlü, bir şekilde devam etmişti. Bunun nedeni yazımın içinde gördüğünüz gibi kendi kendime konuşarak, sürekli olumlu heyecan verici, motive edici ve güçlendirici konuşmalar yapmış olmamdı. Tüm sınav boyunca sınav bitimine kadar kriz anlarında güçlü kalmıştım şimdi de. Farkına varmadan çok güçlü bir tekniği uygulamışım: Kriz ve stres anlarında kendi kendine yol gösteren konuşmalar yapmak. Sınav bitmişti artık. “Oh be!” dedim ve merdivenleri koşarak inip babama doğru koştum. Kendimden emin, verdiğim mücadeleye inanarak: “Baba ben kazandım.” dedim. O da: “Haydi hayırlı olsun!” dedi gülerek.

İÇİMDEKİ ÖZGÜRLÜĞÜ HİSSETTİM !

Eve doğru giderken güneşe bakıyordum ara sıra, gülümseyerek. güneş ışınları tenimden içeri can verir gibi giriyordu. Kutsuyordu sanki beni. Hava enfes kokuyordu. Hafif esen rüzgar yüzümü şefkatle okşuyor, kuşlar benim için şarkı söylüyordu. Zihnimde, bu manzarada bir semazen gibi döndüğümü düşündüm bir süre…Derin bir nefes aldım. Niğde’nin çevre yoluna baktım. Yolcu otobüsleri geçiyordu; kocaman gülümsedim. Bekle beni üniversite geliyorum…

( * ) Tülay ÇALISEKİ KAYNAK: http://www.turkpdr.com